Hızlı – Yavaş


“Dünyada obezite salgını ve ‘fast-food’lara bağlı diğer sağlık sorunları aldı yürüdü. Batılı üreticiler de artık bu konuyu düşünmek gerektiğini anladılar.  Düşündüler ki birbirinden değişik, birbirinden göz alıcı ambalajların üzerine hiç değilse gerçekleri yazarak, alternatif ürünler de sunarak yavaşlatılabilir bu gidiş…” Yabancı bir internet sitesinden aldığım bu haberdeki olumlu örnekse Türkiye’den: “Sade simit, haşlanmış ya da ızgara mısır, kestane kebap, insanın ağzını sulandıran salatalıklar… Bunlar, Türkiye’de eskiden beri sokakta satılan sağlıklı yiyecekler, üstelik de hızlı. Ama değişiyor… Büyük alışveriş merkezleri ve uzmanlaşmış firma zincirleri hızla yayılıyor,” diyor.

Ne yapalım, siz başlattınız! Üretimin artık durdurulamayan artışını kutsadınız. Yarattığınız ejderhayı dünyanın üzerine saldınız. Adına da ‘küreselleşme’ dediniz. Biz de kaçamadık işte. Oysa el ele verip birbirinden güç alarak, uyumlu ve temkinli adımlarla birlikte gelişseydi Batı ve Doğu… Ne güzel bir dünya olurdu!

***

‘Sakin Şehirler Hareketi’, 2000 yılında İtalya’da 32 şehrin yöneticilerinin bir araya gelerek imzaladığı bir proje. Belli kuralları ve salyangoz biçiminde bir logosu var. Nüfusu 50 binden az olan şehirler, bu kuralları da yerine getirirse üye olabiliyor. Uzun bir liste, ama insan bunları az çok tahmin edebiliyor.

Mc. Donald’s gibi fast-food restoranlar bu şehirlere giremiyor tabii. Yöresel yemeklerin bulunacağı lokantalar değer kazanıyor. Tabii gıda ürünlerinin de çevreye zarar vermeyen doğal yöntemlerle üretilmesi gerekiyor. Yerel ürünlerin ve sağlıklı çeşitlerin satıldığı dükkânlar çoğalıyor. Büyük marketlerin yerini bunlar alıyor.

Yeşil alanlar ve yaya bölgeleri genişliyor. Elektrikle çalışan taşıt araçları kullanılmaya başlıyor. Bisiklete binmek özendiriliyor. Gürültü ve görüntü kirliliği yaratan her şey denetim altına alınıyor.

İnsan doğanın bir parçası aslında, ama hızlı yaşam unutturuyor bunu… Tüketen, ama pek çok tüketen bir yaratık olmaya zorlanıyor. Varlığından kopartılmak isteniyor sanki.

Sakin Şehirler, aşırı tüketim anlayışına yer vermiyor. Ve bu yaşam biçiminin bütün alışkanlıkları yavaş yavaş bırakılıyor. Sakin okullar, sakin yaşam, sakin seyahat gibi arayışlar başlıyor. Bunlar üzerine deneyimler paylaşılıyor, kitaplar yazılıyor. Çalışma saatleri azaltılıyor. Dostluklar, sohbetler çoğalıyor.

İnsanlar artık insanca yaşamak istiyor. Savaş istemiyor, barış istiyor. Nüfuslarından dolayı salyangoz logosunu ve ‘cittaslow’ unvanını alamasalar da Avrupa’nın büyük kentlerinde de artık bir yavaşlama eğilimi görülüyor. Örneğin Milano’da, Paris’te bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak için çalışmalar yapılıyor. Paris belediyesi binlerce bisikleti halkın hizmetine sunmuş. Yüzlerce istasyon kurmuş. Birinden alıp diğerine bırakabiliyorsunuz. Yarım saati ücretsiz. Abonelerin haftalık kullanım ücretiyse sadece 1 euro.

‘Sakin Şehirler’ arasına katılma hedefi Adapazarı için hayal değil aslında. Kültürel çeşitlilik bakımından benzersiz bir yer. Doğası da öyle. Gayet güvenli ve çevreci bir ulaşım biçimi olarak bisikleti her yaşta kullanabilirsiniz Adapazarı’nda. Gelenekler henüz canlı ya da canlandırılabilecek durumda. Genel olarak koşullar uygun… Yerel seçimler de yakın. Oktay Ekinci 30 Kasım’da Cumhuriyet’teki yazısında: Var mı kentini bu hareketin üyesi yapmaya söz veren babayiğit bir belediye başkan adayı? Oyumuz onlaradır…” diyor. Ben de verirdim oyumu, yalnız çok da gönül rahatlığıyla değil… Çünkü Türkiye’de yönetimin başına gelip oturanların, doğru ve iyi bir iş yaptıklarında genellikle bir de yanlış iş yapma alışkanlıkları var. Neden böyle bu, bilmiyorum.

04/12/2008

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir