Geçtiğimiz cumartesi Sagüsad’da bir konuğumuz vardı. Gezgin bisikletçi Gizem Altın Nance.
ENKA ve Şahin okullarından öğrenciler, başlarında öğretmenleriyle geliyorlar. Şahin’in izcileri Atatürk Bulvarı’ndan Sagüsad’a kadar, arada marşlar söyleyerek yürüyor; hem “İzci Yararlıdır Haftası”nı kutluyor hem de dünyamızın geleceğini tehdit eden küresel ısınmaya dikkat çekiyorlar. Sagüsad’daki söyleşinin temelinde de bu var. Hava kirliliğine, küresel ısınmaya karşı bisikletin yararlarını kendi deneyimlerinden örnekler vererek anlatacak Gizem. Önce Şahin İzci Grubu, arkadan ENKA’lı öğrenciler geliyor. İzciler kalabalık. Sandalye bulamayıp ayakta kalanları, çaresiz, minder atıp yere oturtuyoruz.
Gizem’in iki kitabı var. Birincisi kısaca, tek bir bilet alıp Avrupa’yı trenle gezmek diye tanımlayabileceğimiz interrail’i anlattığı “Bir Bilet Al”… İlk yarısı anı, diğer yarısı ise geziyi yapmak isteyenler için bulunmaz bir rehber. Konaklama, gıda ve her türlü alışveriş için hesaplı çözümler sunuyor. Yeter ki gençler gezsin. “Anladım ki gezgin olarak yapılan yolculuk, aslında insanın kendi içine yaptığı yolculukmuş. Döndüğünüzde bir daha asla aynı kişi olmazsınız” diyor.
İkinci kitap, “Dostum Pasifik”. Laf olsun diye katıldığı green-card piyangosunu kazanıp hiç niyeti yokken Amerika’ya gitmeye karar verişini ve orada geçirdiği yedi yılı anlatıyor. Tek başına gittiği gurbette yaşadığı ilginç olaylar, aldığı dersler, almak istemediği dersler… İncelikli gözlemler; içtenlikli, neşeli ve akıcı bir anlatım.
Gizem İstanbul’a dönmeden İzmit’te de bir söyleşi yapacak. Tekerlekli küçük valizinin içine sığdırabildiği kadar kitap koymuş; yarısını burada, yarısını İzmit’te imzalayacak.
***
Öğrenciler onu dinlemeye hazır. Amerikalı eşi Bryan’la birlikte yaptıkları bisiklet yolculuğunu slaytlar eşliğinde anlatacak Gizem. Ama Bryan aramızda değil, ne yazık ki…
Perdedeki ilk kareler çocukların çok ilgisini çekiyor. Önünde kocaman, sarıya boyanmış tahtadan bir kutuyla, Hollanda’da okul servisi işlevi gören bir çeşit bisiklet arabası bu. Baba kutunun içine anaokulu çağında iki kardeşi oturtmuş. Üçüncüyü bekliyorlar. O da oturduktan sonra tıngır mıngır gidecekler okullarına.
Şehir merkezinde beş katlı bisiklet parkı. Lebalep dolu. İnanılmaz!
Bisiklet yolları son derece güvenli olduğundan kask bile takmıyorlarmış şehir içinde.
Herkesin bisiklete bindiğini düşünün bir. Gözünüzü kapadığınızda egzoz dumanı koklamadığınız, motor gürültüsü korna sesi olmayan; sadece kuş cıvıltısı, insan sesi, rüzgâr sesi ve pedal sesi duyulan bir kent merkezi hayal edin. Hollanda’da böyleymiş işte!
Avrupa ülkeleri… Avusturya’yı baştanbaşa saran şehirlerarası bisiklet yolları. “Servas” denilen bir organizasyonla insanların böyle gezginlere nasıl evlerinin kapılarını açtıkları. Onları bir iki gece evlerinde konuk ettikleri. O gece beklenmedik bir işleri çıktığı için yeni tanıştıkları bu genç çifte evlerini teslim edip giden bir aile. Buzdolabında yiyecek; yatak, duş, havlu, hatta tencerede yemek…
Sonra tarihi İpek Yolu boyunca geçilen ülkeler… Avrupalı olsun, Asyalı olsun karşılaştıkları hep aynı konukseverlik.
Kuruyan göller, çölleşen topraklar, yok olan bitki ve hayvan türleri… Dünyamızı bekleyen küresel ısınma felaketi.
Bu kötü gidişi durdurmak için birey olarak yapabileceklerimiz ve yapmaktan vazgeçebileceklerimiz…
Evet, bazı yararlı değişiklikleri başlatacak duyarlılık birikiminin tohumları böyle böyle ekilecek. Uzun sürecek belki, ama tohumlar yeşerecek ve günün birinde Türkiye’de de bisiklet yolları olacak. Bazı çıkar çevrelerinin hiç hoşuna gitmeyecek, ama çevrecilerin ve barışseverlerin zaferi olacak.
***
“Bütün bu tanıştığımız insanlar bize o kadar çok şey verdiler ki…
Televizyonda izliyor, gazetelerde okuyor ve korkuyorsunuz: Bize benzemeyen insanlar kötüdür, mesajı veriliyor her yerde. Bu doğru değil aslında. Her yerde; ister bir Avrupa ülkesinde, ister Özbekistan’da ister Kazakistan’da sizi hiçbir karşılık beklemeden evlerine alacak, bir yatak verecek, karnınızı doyuracak insanlar var. Birinin kapısını çalıp bir bardak su istediğinizde bakıyorsunuz elinde bir hevenk de muz getirmiş, ya da birkaç portakal!
İnsanlık ölmemiş! On bin kilometre sonra benim aldığım en büyük ders budur arkadaşlar.
Ve umarım siz de hayatınızın bir döneminde kendi deneyimlerinizle bunu keşfedersiniz.”
***
Bu geziye çıkmadan önce bir şey dilemişti Gizem. Umarım geziden döndüğümde aynı insan olmam, demişti. Dileği gerçekleşti.
25/02/2009
Bizim Sakarya Gazetesi

