Ustalar Buluşuyor

Bugün Adapazarı’nda fotoğrafın ustaları buluşuyor: Hüsnü Gürsel, İbrahim Zaman, Sabit Kalfagil ve İzzet Keribar. AKM sergi salonundaki sergi açılışı saat 19.00’da. “Türk Fotoğrafının Dünü, Bugünü” konulu söyleşi, tiyatro salonunda saat 19.30’da… Söyleşiyi, kendisi de bir fotoğraf sanatçısı olan Fotoğraf Dergisi editörü Nadir Ede yönetecek. Daha sonra İzzet Keribar’ın “Hindistan” konulu dia gösterisini izleyeceğiz.

“Adapazarı’nda, fotoğraf dünyamıza yadsınmaz katkıları ile bir fotoğraf olgusu varsa (ki vardır), bunun baş mimarı Hüsnü Gürsel’dir.” diyen İbrahim Zaman ve “… İbrahim, devamlı yenilik arayan ve yaptığından daha iyisini, güzelini yapma çabası içinde olan, profesyonelliğine amatör heyecan ve yaratıcılığı ekleyebilen, bunu büyük bir azimle sürdürebilen az sayıdaki kişilerden biridir.” diyen Hüsnü Gürsel. Onlar ‘Adapazarlı Grup 5’in iki üyesiydi ve grupça ekip ruhunu kurarak Adapazarı’nda sanatsal fotoğrafın temellerini attılar.

Prof. Dr. Sabit Kalfagil’in, “Bir fotoğraf tutkunudur. Ama bunu abartılı biçimde ifade ettiğine hiç tanık olmadım.

Günümüzde artık kıymeti pek bilinmeyen inceliklerin ve duyarlı iklimlerin adamıdır.” dediği Hüsnü Gürsel’le gurur duyuyoruz. Hoca’nın, 1954’te Beşikdüzü’nde bir dükkânda görüp öğretmen arkadaşı Sait Aydemir’le ortak aldıkları Zeiss İkon 35 mm fotoğraf makinesiyle başladığı fotoğraf serüveni hâlâ sürüyor. Kendisi ile yaptığımız uzun söyleşi geçen hafta yayımlanmıştı. Hüsnü Hoca’mızı ustalar buluşmasında yol arkadaşlarıyla bir aradayken izlemek ve dinlemek de hoş olacak.

İbrahim Zaman, geçen yıl AKM’de sergi açmak üzere Adapazarı’na gelmişti. Bir görsel şölendi o sergi… Aynı gün bu köşede, onun hakkında “Görmeyi Bilmek” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazımdan bir bölüm:

“Fotoğraf Dergisi’nin eğitim sayfalarında tanıştım İbrahim Zaman’la… Fotoğrafın sanatsal yönüne ilgi duymaya başladığımdan beri de dönüp dönüp o sayfalara başvurma gereği duyuyorum.

Öğretmekten çok, ipuçları verir ve sizi özgür bırakır… “Ben yaptım oldu!” kolaycılığından kendi isteğinizle uzaklaşırsınız. Hissettirmeden o sorumluluğu size yükler. Önünüzde büyülü bir dünyanın kapılarını aralamaya çalışır, estetik kaygıya zorlamaz, kışkırtır.

Leonardo Da Vinci, ‘SAPER VEDERE’ yani ‘GÖRMEYİ BİLMEK’ der. Fotoğraf makinesi de, ancak ‘görmeyi bilmekle’, yalnızca bir zamanı saptama aracı olmaktan çıkacaktır. İbrahim Zaman, bunu erken yaşta fark edip, ‘neyi çektiğini değil, nasıl çektiğini’ önemsemeye yönelir. İşte bu aşamada onu motive eden kişi de Hüsnü Gürsel’dir.”

Aslında mimar olan, 20 yıla yakın bir süre mimarlık da yapan Sabit Kalfagil ise bir hobi olarak başlıyor fotoğrafçılığa. 1998′de fotoğraf bölümüne profesör olarak atandığı Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde halen fotoğraf ana sanat dalı başkanı.

Fotoğraf Dergisi’nde “Hepimizin Köşesi” adı altında eğitim amaçlı yazılarıyla, yarışma jürilerinde yer alışıyla da tanıyoruz Sabit Kalfagil’i. “Kaliteli balınız olsun müşterisi Bağdat’tan gelir.” diyerek öğrencilerine kaliteden asla ödün vermemelerini öğütlüyor.

Anadolu gezileri yapıyor. Yılda iki kez yurtdışına fotoğraf gezilerine çıkıyor. Uzakdoğu, Hindistan, İran favorisi… Amerika’ya hiç gitmemiş.

İzzet Keribar’a gelince… 1996 yılında 20 ülkenin katıldığı, Türkiye’den katılımın pek fazla olmadığı Fuji Avrupa Basın Fotoğrafları Yarışması’nın ödül gecesini şöyle anlatıyor İzzet Keribar: “Güzel bir akşam yemeğinden sonra, FUJI’nin Avrupa sorumlusu Mr. Shigetaka Komori kürsüye çıkarak sonuçları ilan etmeye başladı. Önce hepimize birer sertifika verildi ve ondan sonra 6 mansiyon dağıtıldı. Fransa-Danimarka-İngiltere-İspanya ve Türkiye (2). Yani bana iki adet verdiler. Daha sonra 3.olan Danimarka (Jan Dago), ikinci olan Patrıck Robert (Fransa) kürsüye çağrıldı ve beklenen an gelince, heyecan artık dorukta; televizyoncular, fotoğrafçılar hep görev başında büyük sonucu bekliyordu. “TÜRKİYE!” denince, kalbim duracak sandım… Flaşlar, alkışlar, video çekimleri… Kürsüye çıkıp, teşekkür ettikten sonra, bu zaferin aslında Türk fotoğrafçılığına ait olduğunu söyledim.

Benim basın fotoğrafçılığıma gelince; Basın fotoğrafçıları genelde savaş muhabirleri sıfatıyla katılıyor ve doğal olarak, kan, savaş ve dehşet kokan eserler sunuyorlar. Benim yapıtlarımın, rahat ve huzur verici olması, bu seneki jürileri farklı bir şekilde etkilemiş ve çoğu jüri üyesi bana tam puan verdi.”

“Belki yaşamak için fotoğraf çekmiyorum, ama güzel fotoğraflar çekmek için yaşıyorum.” diyor İzzet Keribar.

“Fotoğraflarıma, ne güzel dedikleri zaman aşırı bir şekilde sevinip heyecanlanmıyorum. Ancak benim yokluğumda, bu bir İzzet Keribar fotoğrafıdır dediklerinde çok mutlu oluyorum.”

Son yıllarda Adapazarı’nda fotoğraf sanatına ilginin arttığını görmek güzel… Bu etkinliği gerçekleştirenleri, bu oluşuma katkılarından dolayı kutlarım.

15/03/2007

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir