Bugüne kadar Nevruz şenliklerine hiç katılmamış biri olduğumu itiraf ediyorum. Hıdrellez kutlamasını ise ilk kez geçen yıl, Edirne’ye Kakava Şenlikleri’ne gittiğimizde gördüm. Fotoğraf çekme amaçlı bir geziydi o da…
Sabahın ilk ışıklarıyla girmiştik şehre. Tunca Nehri kıyısında toplanan kalabalığa karıştığımız andan itibaren karelerimize giren renkler, yüzler ve ovaya yayılan müziğin şen nağmeleriyle oradan oraya sürüklenişimiz capcanlı duruyor belleğimde.
Nevruz sözcüğü “yeni gün” anlamına geliyor Farsça’da. Güneşin 21 Mart tarihinden itibaren kuzey yarımküreye daha çok ısı ve ışık vermeye başlaması dolayısıyla ilkbaharın başlangıcı sayılıyor. Bu nedenle kuzey yarımkürede yaşayan bazı halklar, doğanın uyanışının sembolü olarak kutluyorlar 21 Mart gününü. Geleneksel yaşamın sürdüğü yerlerde insanlar, ayın, güneşin gökyüzündeki durumlarına, mevsimlerin değişmesine göre yaşamlarını biçimlendiriyorlar.
İnsanoğlunun hayatta kalma savaşımında belleğine kazınmış nice deneyimler var. Bu deneyimlerin birikimiyle oluşan inançlar onun davranışlarını belirliyor; inançların yaşama katkısı da oluyor bu bağlamda…
Anadolu’muzun binlerce yıllık tarihinde, değişik toplulukların gelip geçişleriyle zenginleşip sonra da sindirilerek yepyeni biçimler kazandıklarını görüyoruz inançların. Böylesine bir birikim, doğa insanına özgü bir yaratıcılıkla ve hoşgörüyle mümkün olabilirdi ancak. Anadolu insanı bu hoşgörüye, bu anlayış ve zekâya sahip. İnançlarını katılaştırmamış, dondurmamış… Aksine, yeni katılanlarla harmanlayıp tazelemiş, canlılık getirmiş onlara.
Doğayla alışverişin insana sağladığı güven duygusunu ne güzel anlatır halk ozanımız Âşık Veysel şu dörtlükte:
Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yârim kara topraktır.
Keşke kente göç bu yoğunlukta yaşanmasaydı da bu alışveriş hiç bozulmasaydı. Kente göçtüğünde özüne yabancılaşmasaydı insanımız. Engin hoşgörüsünü hiç bırakmasaydı.
Kent aydını da özünden kopmaya bu kadar meraklı olmasaydı keşke. Vakur durabilseydi biraz, Batı’nın karşısında.
Oysa kültürümüzün bu renkliliği, çeşitliliği, çağdaş eğitimin temellerinin atıldığı Cumhuriyet döneminden itibaren işleri kolaylaştırabilir, insanımızın çağdaş uygarlığı yakalama sürecini kısaltabilirdi. Bu değerlerimizi vurgulamak gün geçtikçe daha çok önem kazanıyor.
22/03/2007
Bizim Sakarya Gazetesi