Ayda Mekân


5 Haziran Dünya Çevre Günü. Tam da bununla ilgili bir yazı yazmayı düşünüyordum… 1958 yılına ait bir “Hayat Mecmuası”nın sayfalarını karıştırırken “Dünya’nın Havası Kirleniyor mu?” başlıklı bir yazı çıktı karşıma: “Havanın her geçen yıl insan teneffüsüne ve hayatına tehlikeli olacak şekilde kirlendiği ve zehirlendiği bir hakikattir.”

İki buçuk milyarı aşan dünya nüfusu ve hiç durmadan genişleyen büyük sanayi bölgeleri dolayısıyla soluduğumuz havanın kirlendiğini söylüyor ve…

“Aya ilk seyahatin çok yaklaştığı bugünlerde, ilim dünyasını aydaki atmosfer durumu ilgilendirmeye başlamıştır. Dünyamızdaki atmosfer, gelecek için o kadar endişe verici bir mahiyet arzediyor ki, insanların müstakbel mekânı aydaki hava şartlarını merak etmemek imkânsızdır” diyor, ciddi ciddi…

O zamanlar ülkemizin çevre kirliliği gibi bir sorunu yok. O, gelişmiş sanayi ülkelerinin sorunu henüz. Nitekim yazıda da Türkiye’nin hiç adı geçmiyor. ABD’nin Pensilvanya eyaletinde sanayinin yoğun olduğu Donora isimli kasabada 1948 yılında hava kirliliğinden 17 kişi ölmüş, kasaba halkının yarısı da hastalanmış. Dünya’nın en kalabalık nüfuslu şehri Londra’nın ünlü sisine gelince, onun nedeni kış aylarında bacalardan tüten dumanlar imiş. Büyük modaevleri, hanımlar için şık maskeler bile üretmişler, Londra’nın sisine karşı.

Ulaşım araçlarının bolluğu da havayı kirleten unsurlardan biri olarak sayılıyor, daha o zaman. Kaliforniya’nın Los Angeles kentinde iki buçuk milyon civarında taşıt varmış. Günde yaklaşık 20 milyon litre benzin yakarak şehrin havasını zehirleyen taşıtlar… Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı bir kitapta yer alan, “Her gün, içtiğimiz sudan on defa ağır hava teneffüs ediyoruz.” sözüyle soluduğumuz hava hakkında daha iyi bir fikir edinebileceğimiz de belirtiliyor yazıda. “Aydaki yer çekimi dünyaya göre çok az… Hava tabakaları hafif ve çabucak hareket ediyor, çöküp kalmıyor; öyleyse orada hava kirliliği olmaz.” diye bir mantık yürütülerek ‘müstakbel mekân’a umut bağlanıyor. Kirliliği yaratan nedenlerin dokunulmazlığı var çünkü:

“Bütün bunlara rağmen yakın bir gelecekte aya seyahate hazırlanan modern dünya insanları sanayileşmek zorundadırlar. Temiz bir hava teneffüs edebilmek için teknik cereyanlardan yıllarca geride kalmaktansa milyonlarca bacanın zehirlediği bir havada, sanayileşme azmiyle yaşamak, her medeni insan topluluğunun başta gelen en büyük gayesi olmalıdır.”“Los Angeles belediyesinin, şehrin havasını kirletiyor diye nakil vasıtalarının şehir içindeki seferlerine engel olması ne kadar acayip olur değil mi?”

Çevre duyarlılığı buraya kadar, diyor yani… Aradan geçen 40–50 yılda Dünya’mızın havasını, suyunu, toprağını adamakallı kirlettik; balığını, kuşunu zehirledik, biyolojik çeşitliliği azalttık. Ama en azından bundan sonrası için önlemlerin arttırılması konusunda birleştik.

Biz de bir canlı türü olduğumuza göre doğa insanın, insan da doğanındır. Bu prensibin dışına çıkma girişimlerini önlemek için sevimli eylemler yapan Greenpeace çok güzel bir örnek.

En önemli işimiz “yaşamak” olmasına karşın öyle değilmiş gibi davranarak ikiyüzlülük yapıyoruz biz. Kendimizi pek bir önemsiyoruz. Oysa ‘99 Depremi’nde gördük işte; bir doğal afetle karşılaştığımız zaman maskemizin nasıl da düştüğünü…

Hepimiz şunu iyi bilmeliyiz ki çevreyi koruma bilinciyle donanmış sağlıklı bireyler yetiştirmek; kendi türümüzün yaşam koşullarının tüm Dünya ölçeğinde iyileştirilmesine katkıda bulunmak, insan olarak boynumuzun borcu.

07/06/2007

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir