“Oyalamak” adlı yazıma bir okurumdan yanıt geldi. İnce ince sızlayan yarasını deşmişim herhalde. Nihal Hanım, herhangi bir ortamda bu kaygılarını dile getirse, onun aylak kaldığını ya da entelektüellik tasladığını düşünürler. Öyle ya! gündemi oluşturan onca “önemli” konu dururken…
“Merhabalar… Yazınızı okudum. Çok beğendim. Ailemden dolayı doğu kültürü ile büyüdüğüm için bu konulara ilgim var. Aslında her millet geçiş dönemlerinden özünden uzaklaşıyor, ama bizim kadar öz kültürünü horgören bir millet olur mu? Her yazmanın rengi bir şey ifade eder bizde. Saçların kesimi evli ya da bekâr olduğunu belirtir. Yazma kenarlarında işlemeler ve oyalar bir kadının evli, asker yolu bekleyen, çocuklu olduğunu anlatır. Peki ya halılarımız, kilimlerimiz? Her biri dokuyanın hayatını anlatır.
Yazmaları çok severim. İngiltere’ye giderken de yanımda götürmüştüm. Orada 23 farklı ülkeden kızla aynı sınıftaydık; bayılırlardı. Ben omuz atkısı olarak kullanırdım. Birçok kişiye buradan isteyip, hediye ettim. O canım örgü yelekler süveterler, çedikler dışarıda insanların bayıldığı, ama bizim köylü işi dediğimiz şeyler. Ama köylü işi diye horgörülen şeyler yerine Japon kimonosu bizde makbul de bindallı değil.
Neden, Hollanda takunyasını dünya para vererek alırız, büfemize koruz da bir koyun derisinden çarığı değil? Dünya para vererek İtalya’dan sandalet kullanırız, öyle ya!
Bizde böyle! Fakat geleneksel el sanatlarını, özellikle ebru sanatını da yaygınlaştırmak lazım…
Her sanatın endüstriye dönüştürülmesi sağlanmalı. Bunun için de iyi yöneticiler lazım, ama durumumuz ortada. Saygılar… Nihal Şahin”
Nihal Hanım, işte önümüzde bir Beypazarı örneği var. Tarihi ve kültürel mirasın yaşatılmasına örnek… Bilmem gittiniz mi? Eski evler onarılarak turizme kazandırılıyor. Gümüş işçiliği canlandırılıyor… Halk kendi kendini denetliyor burada. Ürünlere fiyat ve sunum standardı getirmişler. Bir ürünü her yerde aynı fiyattan alıyorsunuz. Yöresel yemeklerden oluşan turistik bir menüleri var. Fiyatlar uygun, hizmet güzel… Bir de Yaşayan Kültür Müzesi kuruyorlar. Beypazarı kültüründe bulunan yaklaşık 100 aktivitenin uygulamalı olarak izlenebileceği bir müze. “İlçeyi ziyaret edenler kültür müzesine geldiği zaman orada dolma dolduracak, yayık ayranı yapacak, kahve değirmeninde kahve çekecek ve evine götürecek. Makarna kesmekten tutun da basma boyamaya kadar her şey olacak.” diyor, Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş. İlçede yapılanlara ve yapılması planlananlara gıpta etmemek imkânsız. “İnsanlar sadece kendisi için yaptığını başkası için yapıyor ve bunu pazarlıyor. Meslek kursu açmaya gerek yok, zaten en iyi bildiği işi yapıyor.”
Emek değerleniyor, halk zenginleşiyor. Mirasını canlı tutan Beypazarı, geleceği de aydınlık görüyor doğal olarak. Özlediğiniz gibi, burada “her sanat endüstriye dönüşmüş”.
Başka yörelerimizde de değerbilmezlik yavaş yavaş aşılıyor. ÇEKÜL gibi, Tarihi Kentler Birliği gibi kuruluşların çabalarıyla güzel şeyler görüyoruz, göreceğiz. El sanatlarımız da yok olmayacak… Zaten, öyle çalışkan, öyle üretken ki bizim kadınlarımız; öyle bereketli bir eli var ki el emeği göz nurundan asla vazgeçmez. Değeri bilinsin bilinmesin; o işleyecek, o dokuyacak, örecek… Değerinin çok altına da olsa satıp para kazanacak… Kışlık tarhanasını, yufkasını yazdan hazır edecek. Sebzesini kurutup pekmezini kaynatacak… O, arılara özgü ilahi bir programla hiç durmadan çalışacak… Eline her iş yakışacak!
Erkeği kadını; öyle çalışkandır ki…
Ürün bu yıl elinde mi kalacak… taban fiyat kaç kuruş olacak? Traktör borcu ödenecek… oğlan evlendirilecek…
Düşünmez! Öyle veya böyle altından kalkacaktır nasıl olsa.
Emeğine acımaz…
Doğa insanıdır; kopmamıştır doğadan ve onun bereketinden.
Halinden şikâyet etse de haliyle uyumlu yaşar. Beypazarı’ndaki gibi bir dönüşüme de hemen kolları sıvar ve şaşılacak bir hızla durumu kavrar, uyum sağlar.
31.05.2007
Bizim Sakarya Gazetesi