Zararlı diye uzak durmamız gereken şeyler, nedense aynı zamanda en göz önünde olanlardır. Mutfak dolaplarınızda, vitrinlerde, market raflarında durur, sizi ayartmaya çalışırlar. Kimisi kasanın hemen yanında ya da karşıdaki raflarda yoğunlaşır, albenili ambalajlarında size göz kırpar, kimisi de son anda, “hadi alayım” dedirten tuzaklar kurar.Yakalanmamak zordur, çünkü gizli bir çekim gücü olduğu muhakkaktır bu yasakların. “Bana bir şey olmaz!”, “Bu son!”, “Pazartesi başlıyorum!”… gibi iddialı sözleri çok duyarız.
İnsanlar genellikle fazla kilolarından kurtulmak isterler. Ama ben, şişman ve tabii iştahlı birinden yemek tarifi almaya bayılırım mesela. Ölçülü yiyip içen biri olsa katiyen öyle anlatamaz. Yemekle ilgili anıları da ne hoştur onların! Daha önce dinlemiş olsanız da neşelenir, gülersiniz her defasında. Zaten tekrar tekrar anlatabilir, hiç nazlanmazlar. İşte bir tanesi:
İşten çıkmış evinin yolunu tutmuştur. Acıktığını düşünürken aklına baklava almak gelir. O baklavacının önünde durur, arabadan iner. “O baklavacı” dedim, çünkü tartışmasız, en iyisi ‘o’dur.
Baklava 1 kilodur. Nedense, bagaja ya da arka koltuğa değil de yan koltuğa konur!
Akşamları eve dönüş ortalama 1 saat sürmektedir.
Yolda giderken bir ara trafik tıkanır. Açılmasını beklerken birden acıkıp baklava kutusunun kapağını açıverir. İçinden 1 tane baklava alıp ağzına atar…
Uzatmayalım, hikâyenin sonu şöyledir: “Eve gidene kadar bir tane, bir tane daha, bu da sonuncusu… diyerek 1 kilo baklavayı bitirdim. Sonra da kutuyu koltuğun altına gizledim!”
Kutuyu orada unutur ve bir gün eşi bulur. İzah etmesi zor bir durumdur…
İştahlı insanların buna benzer sevimli öyküleri çoktur. Ama ayaküstü bir konuşmada bile söz muhakkak kilolara ve perhiz konusuna gelir:
Yeni bir diyete başlamıştır, kararlıdır bu sefer…
Kilolar da “yo yo” gibi bir iner, bir çıkar. Geçenlerde bu yüzden pot kırdım. Anlatayım:
Odada herkes masasının başında oturmuş çalışıyordu. Yalnız o masadaki şişman bey yeni gelmişti. Yüzü hiç de yabancı gelmiyordu, ama nereden tanıdığımı çıkaramıyordum. Çayın yanında teklif edilen pideyi geri çevirerek sözü ‘perhizdeyim’e getirdi. Ben de o anda, geçen yıl bir yemekte tanıştığım bir gazeteci beyle konuşmamızı anımsadım. O da perhizdeydi ve nedenini sorduğumda, “Ben şu kadar zamanda yetmiş beş kilo verdim, biraz daha vermem lazım…” demişti. Evet, tam yetmiş beş kilo!.. Bunu yüksek sesle, ortaya anlatıverdim. Daha lafım ağzımdan çıkarken bağlantıyı kurmuştum, ama artık çok geçti: “O bendim işte!” sözleriyle beraber kahkahalar patladı…
Kim ne derse desin, hayat neşeli insanlarla daha güzel… İyi ki varsınız!
24/01/2008
Bizim Sakarya Gazetesi