“Atatürkçülük Nedir?” Bu kitabın, 1973 yılında Varlık Yayınları’ndan çıkan dördüncü baskısında, Ordinaryüs Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’ya ayrılan bölümü yeniden okuyorum. “Üniversitelerimizde türban serbest bırakılsın mı?” tartışmalarını dinlemekten, okumaktan usandığımız şu günlerde, değerli hukukçumuzun satırlarına sığınıyorum. Yazısına “Gerçek Atatürkçülük” başlığını koymasından, sahtesinin çok eskilere dayandığı anlaşılıyor:
“… Para ve sanat eserleri başta olmak üzere, maddi veya artistik değer taşıyan birçok nesnenin sahtesi olabildiği gibi, ulusların yaşamında büyük manevi değeri ve hayatta kalabilmenin koşulu olan kimi ideolojilerin de sahtesi olabiliyor. Türk toplum yaşamının son yirmi beş yıllık döneminde, Atatürkçülük üzerinde yapılan spekülasyon ve sahtekarlıklar, hemen her gün yeni bir örnekle gözümüzün önüne seriliyor.
Cumhuriyetin ilanı üzerinden yarım yüzyıla yaklaşan bir zaman geçtiği için artık yurt çapında bir sorun olmaktan çıkması gereken Atatürk devrimlerinin bugün her zamandan çok korunmayı gerektiren bir durumda bulunması, ne yazık ki, çok acı bir gerçektir.”
Devrimlerin kapsamına ve her birinin, kafalara bir türlü girmeyen amacına değindikten sonra da:
“… Şu halde gerçek Atatürkçülük, yukarıda en önemlilerine işaret etmiş olduğumuz devrimleri, kasasına koyduğu altınları kıskançlıkla saklayan hasis bir adamın yaptığı gibi, durucu olarak korumak değil, sürekli olarak ilerleyici durumda tutmak ve geliştirmek demektir.
Ne yazık ki bizler son otuz yıldan beri, altınlarını kasada saklayan adamın yaptığını bile yapamadık; devrimler kasasına gangsterlerin musallat olmasına ve onları kıyısından köşesinden kemirmesine göz yumduk. Atatürk ocakları olan halkevlerini kapattık. Halkın topyekûn kalkınmasını sağlayacak olan Köy Enstitülerini yıktık; geleceği hazırlayan bu iki ışık merkezini yokettik. Kadını yeniden köle yaptık, medreseleri hortlattık.
Gerçek Atatürkçü kurumlar ve kişiler azınlıkta, çok azınlıkta da olsalar, bunlara karşı koyanlardır. Herkesçe bilindiği gibi cahil halktan oy koparmaktan başka bir amacı olmayan kimi vicdansız politikacılar bu halka yıllarca, ‘Atatürk dini kaldırdı’ dediler ve bugün de bunu açık açık yazıp söylemeye devam etmektedirler. Oysa onlar da bilirler ki bu memleketten dini kaldırmak, hiç kimsenin gücünün yetişemeyeceği bir iştir.” diyor Hıfzı Veldet Velidedeoğlu.
Bugün de fazlasıyla geçerli değil mi bu saptamaları?
Ve sonra duyduğum en güzel “laiklik” tanımını okuyorum: “Din, en yüksek aşk olan Allah sevgisinden doğar. Atatürk bu sevgiyi kaldırmak şöyle dursun, dinin siyasal yaşama karıştırılarak orta malı durumuna gelip ayaklar altında çiğnenmesinin önüne geçmiş, dini, ‘insan vicdanı’ denilen güvenli ve kutsal tahtına oturtmuştur. ‘Laiklik’ denilen ilke işte budur.”
Bu ülkeyi idare etmek iddiasında olanlara gelince, onların Atatürkçülüğü bilmeleri, Atatürkçülüğün ilerisini de görebilmeleri ve o yolda kararlılıkla yürüyebilmeleri gerektiğini vurguluyor. “Yalnız namuslu yönetici olmak da yetmez: Midecilere meydanı boş bırakmamak, taassuba asla taviz vermemek, oy avcılığından kurtulmak, gerekirse muhalefette çok küçük bir azınlık halinde, aydınlatıcı savaşı sürdürmek özverisini ve yürekliliğini de taşımak gerekir.” diyor.
Yazının tamamını buraya alma olanağı yok ne yazık ki… Ama son olarak yazarın Atatürk’e seslenişini okumanızı istiyorum:
“Kimi zaman üzüntüye kapılarak Atatürk’ün ruhuna yöneliyorum ve diyorum ki: ‘Aziz Atatürk; Cumhuriyetimizin 50. yılına yaklaştığımız şu günlerde seni ne kadar çok arıyorum. Bir an için olanak bulunsa da geri gelsen ve en başta kendi kurduğun partinin adamları olmak üzere, gerçek Atatürkçülüğü bizlere yeniden, bir daha ve bir daha öğretsen ve sonra, senin emanetini hiçbir taviz vermeden taşıyan, geleceğimizin umudu, Türk gençliğini görerek rahatlıkla yeniden gözlerini yumsan…’ ”
Ben de Cumhuriyetin 85. yılında, üniversiteye türbanı sokmak için uğraşanlara şöyle sesleniyorum:
Yaratmak istediğiniz laiklik karşıtı gençlik, gün gelir sıkılır sizin tuhaf emellerinize alet olmaktan… Yeni ufuklara yelken açar… Çarpıttığınız ‘özgürlük’ kavramının gerçek anlamı beliriverir genç dimağlarında.
O zaman siz bitersiniz, ama ‘gençlik’ tükenmez, durmadan gelir. Tükense, adı ‘gençlik’ olmaz.
07/02/2008
Bizim Sakarya Gazetesi