Bir organizasyonda sonuç ne kadar göz kamaştırıcı olursa olsun dokusuna değerbilmezlikler, anlayışsızlıklar, kırgınlıklar bulaşmışsa ağırlığı hissedilir. Pul sergimizin en güzel yanı bence, hafifliğiydi.
Sorumluluğun herkesçe bilinip kimsenin ağırlığı altında ezilmediği güzel, örnek bir paylaşımdı.
Filatelinin özüne işlemiş ağırbaşlılığı ve alçakgönüllülüğü de barındırarak anlam ve estetik bütünlüğünün tüm görkemiyle sunulduğu on dört günün sonunda bir an kulağıma çalınan isyan, sanki bunu vurguluyordu:
Pulların sergilendiği panolar ve PTT’nin standı sökülüyordu; düzen bozulmuş, dağılmış görünüyordu. Bir ara ben arkadaydım, onları görmüyordum ama sanırım bir grup öğrenciydiler; kapıdan uğramışlardı. Serginin alıştıkları düzenini bulamayınca da şaşırıp üzülmüşlerdi. Bir çocuk sesi duydum; bağırdı: “Sagüsad’a ne oldu?”
Kimsenin bilgiçlik yapmadığı bir bilgi deniziydi filateli. Keşfetme duygusuyla evrenin sonsuzluğunu seziyor ve bu sonsuz çeşitliliği seviyordu filatelist.
Sanat gibi, spor gibi ortak bir dili vardı onun da. Belki en yakınımızdakilerin bile yaşamlarında (ne yazık ki) yer vermediği bir uğraş olsa da…
Erdoğan Şen o dili çok iyi biliyordu, seviyordu ve herkese sevdirmeye çalışıyordu. Sergi boyunca küçük büyük ayırmadı, anlar anlamaz demedi, herkese anlattı. Hepsini dinleyenler de birazını dinleyip sonra dikkati dağılanlar da, belki biraz sıkılanlar da onu sevdi, ona saygı duydu. Pulların parasal değerini hiç vurgulamadı. Israrla soranları da, filatelinin amacı bu olmamalı, diye yanıtladı, kırmadan. Her şey filateliyi sevmeye ve ona zaman ayırmaya bağlıydı.
Eskiden pul biriktirmiş olanlar vardı gelenler arasında. Dolabın bir köşesinde unuttukları pullarına karşı biraz suçluluk duygusu beslemiyor değillerdi. Öyle ya maymun iştahlılıktı başladığı şeyi bırakmak! Bir sürü de para ve zaman harcanmıştı. Yine de pulların zaman içinde çok değerlendiği müjdesi hepsini bastıracaktı. Yıllar önce bırakmışlardı; çocuklar da merak sarmamıştı… Ne yapacaklardı? Herhalde en iyisi satmaktı… Erdoğan Şen’in yanıtı gayet yalındı. Hiç kimseyi kırmadı. O küçük kâğıt parçalarını toplamak kolaydı, ama filatelist olmak için parçalardan anlamlı bir bütün yaratmak gerekiyordu. Koleksiyonerin bir konunun peşinden gitmesi, iz sürmesi, inatçılığı pulların değer kazanmasına da yarardı doğal olarak. Ama filateli bunun için yapılmazdı. “Pulları, defterleri ne yapayım?” sorusuna da, yeni başlayan birine hediye edin, yanıtını veriyordu. Kendilerini şöyle avutmalıydılar: Bir maça gitmişlerdi. Güzel bir maç izlemişlerdi. Maç bitmişti; bilete ödedikleri paraya değmişti. Hepsi o kadar!
Sagüsad I. Atatürk Pul Sergisi sona erdi. Hafta sonları da dâhil, açık kaldığı iki hafta boyunca yoğun ilgi sürdü. İlköğretim okullarının ilgisi çok önemliydi; çünkü filateli, çocuklar ve gençlerin önünde yeni ufuklar açacak bir meraktı ve onlara en iyi şekilde tanıtılmalıydı. Ne mutlu bizlere ki sergi salonumuz günlerce dolup taştı öğrencilerle… Öğretmenler de bu mutluluğu paylaştılar bizimle.
Şimdi sırada başka umutlar ve yapılacak işler var. Önümüzdeki öğretim yılından itibaren okullarda ‘pulculuk’ kol faaliyetleri arasına giriyor yeniden. Filateli camiası Sakarya’dan umutlu ve burada yakılmış olan ‘filateli ateşi’ni geleceğe taşımak için gönüllü eğitime hazır. En başta da tabii, Erdoğan Şen. Serginin organizasyonunda büyük pay sahibi olan Sakarya PTT yöneticileri ise her türlü desteği verecek.
Sagüsad bu sergiyle kendi dağarcığını ve ufkunu genişletmiş, bir kültür hizmetinin organizasyonuna tüm üyeleriyle katkıda bulunmuş hem de çok güvenilir dostlar kazanmıştı…
“Sagüsad’a ne oldu?” sorusuyla ayıldım ve anladım ki “Sagüsad’ı çocuklar da sevdi!”
03/04/2008
Bizim Sakarya Gazetesi


