Önce 29.12.2005 tarihli, “Bu evdekiler taşınmış!” başlıklı yazımdan bir bölüm:
“Bir Japon evine giren yabancının ilk düşüneceği şey şu olacaktır: “Bu evdekiler taşınmış!”
“Oysa evdekiler taşınmamışlardır. Orada belki 7-8 nüfuslu bir aile oturuyordur. Ama yabancı öyle düşünmekte haklıdır. Çünkü ortada mobilya namına hiçbir şey görmemiştir.
Bu şaşırtıcı ve aynı zamanda esrarlı durumun nedeni şudur: Japonlar güzellik ve inceliği daima sadelikte ararlar. Onun için evlerini çoğumuzun yaptığı gibi, eşyaya, tabloya, vazoya, gereksiz süs ve dekora boğmazlar.”
“İçi bomboş odalardan kurulu bir ev, Japon evlerini görmemiş bir insana soğuk, anlamsız ve yadırgatıcı gelebilir. Ama görenler onun ne kadar sıcak, ne kadar sanatkârca, ne kadar güzel, ne kadar iç açıcı bir havası olduğunu bilirler.”/Abdi İpekçi
Abdi İpekçi’nin gözlemlerine göre:
Japonların yatakları bir şilte, sert bir yastık ve yorgandan ibaret. Yatacakları zaman bunları gömme dolaptan çıkarıp yere sererler.
Küçük, şirin Japon feneri de, hava kararınca dolaptan çıkarılıp prize takılır. Tavandan sarkan avizeler yoktur.
Pencerelerde cam pek ender kullanılır. Genellikle kâğıttan yapılır. Döşeme hasırdır.
Evin en güzel köşesinin duvarında bir girinti; buraya asılmış ince uzun bir resim, yerde de vazonun içinde ikebana yöntemiyle yerleştirilmiş çiçekler: Evin tek süsü budur.
“Büyük bir sanatçı zevkiyle yoğrulan, bambu, ağaç, hasır ve kâğıttan meydana gelen evin minik odaları tabiat kokar. Rüstiktir, sadedir ve şahanedir” diyerek dile getiriyor hayranlığını Abdi İpekçi.
Doğaya âşıktır Japonlar:
“Evin hizmetçisi küçük kız, hanımına bir gece önce yağmış olan kardan söz ederek demiş ki:
“Kuzum hanımcığım, bu sabah beni alış-verişe göndermeyiniz. Bizim köpek dün gece bahçede karlar içinde dolaşarak küçücük ayakları ile o kadar güzel izler bırakmış ki, adeta bir çiçek resmi gibi. Ben bu güzel resimleri koca nalınlarımla bozmaya kıyamam.”
…
Ne kadar huzur verici, ne kadar basit ve her şey ne kadar insani ölçülerde, değil mi?
Sonra;
“Japon evini yalnız filmlerde ve fotoğraflarda gördüğüm halde çok benimserim; hayalimdeki evdir. Ancak, buralara uymaz, yerleşmiş alışkanlıklarımız vardır. Onun için de gizli bir özlem olmaktan öteye gidemeyeceğini bilirim.
Geleneksel Türk evi de sedirleri, yer sofrası, yer yatağıyla pek benzer aslında Japon evine…” diye sürdürmüşüm yazımı.
Bu huzur ortamından çıkıp ülkemizden kriz manzaralarına gelelim şimdi de:
Bir hanım, geçtiğimiz cumartesi, İstanbul’un Anadolu yakasında bir büyük mağazanın yüzde 90 indirimle açılacağını duymuş, üyesi olduğu forumdaki arkadaşlarına yerini soruyor. Mağazanın adını da bilmiyor. Açılış geceyarısıymış, ama olsun, bu fırsat kaçar mı? Saat 21.10’da gruba sesleniyor, yanıt alamayınca sabırsızlanıyor: “Hadi yaaa lütfeeen… geç kalmamalıyız!” Saat: 21.23’te beklenen yanıt geliyor: Kurtköy’deki bir alışveriş merkezindeymiş mağaza. ‘MOL’ imiş adı da…
Bana sorarsanız bu hanım yüzde 100 gitmiştir açılışa, ama başına neler geldi acaba? Basından öğrendiğim, büyük bir izdiham yaşandığı… Binlerce kişi kuyrukta. En öndekiler herhalde şöyle bir arkalarındaki kalabalığa bakıp ürktüler ki kapıları yumruklamaya başlıyorlar. Mağaza sahipleri de, belli ki aynı korkuyla, saat 24.00 yerine 22.00’de kepenkleri açmak zorunda kalıyorlar. Kepenkler daha yarıya gelmeden hücum başlıyor. Kısa bir süre geçtikten sonra da alışveriş, yağmaya dönüşüyor. Hem de nasıl bir yağma! Rafları süpürerek, giysileri mankenlerin üstünden hoyratça sökerek, sökemediğini mankeniyle kasaya sürükleyerek… Kendilerine bir şey kalmadığını görenler hem birbirlerine hem de mağaza yönetimine bağırmaya, sövmeye başlıyor. Çocuklar ezilme tehlikesi geçiriyor. Boşalan askılar havalarda uçuşuyor. Bunun üstüne bir de kredi kartı yerine nakit ödemelerin kabul edileceği duyuruluyor! Yeniden azgınlık ve kızgınlık, yüzlerde bezginlik…
Yerli üreticilerden oluşan bir üst düzey yöneticiyse, sahneyi “küresel” bir bakış açısıyla izlediğinden olsa gerek, bu yağmacı, gözü dönmüş kalabalığa bizim gibi isyan etmiyor. O gayet memnun… Bakın nasıl yorumluyor: “Bu durum bizi daha da güçlendirdi. Halkımız Türk malına sahip çıktı. Artık yeni bir devir açılıyor. Küresel kriz bizi etkilemez…”
İnsan, insanlıktan çıkınca ekonomik kriz teğet geçiyor demek!
22/01/2009
Bizim Sakarya Gazetesi