Bakkal Amca


Bakkallık aslında ne kadar “sahici” bir meslek ülkemizde, düşündüm de… Bir bakkal dükkânı düşünün; ürün çeşidi bir çırpıda sayılabilecek kadar az olsun içinde… yine de belli bir müşterisi vardır. Bir pazar sabahı keyifli bir kahvaltıda yemeyi hayal ettiği bir peynirdir, zeytindir mesela… Özel bir pastaya koyacağı cevizdir, yöresel bir peynir ya da taze çekilmiş kahvedir… Büyük marketten alışveriş etse de bakkalına uğrayacaktır illa.

Geçenlerde, gelenekseli başarıyla sürdüren bir ‘bakkal amca’nın vitrine koyduğu Çerkez peynirinden aldım bir teker. Taptaze! Aman ne lezzet! Babam da bayıldı kızım da. Hâlbuki başka bir sefer, vakumlanmış paketinde pek iştah açıcı görünen yine ona benzer bir peynir almıştım da ne dedeye ne de toruna beğendirebilmiştim. Aşırı tuzlu bulmuştu ikisi de. Üstelik birim fiyatı neredeyse ötekinin iki katıydı.

Yani bazılarının sandığı gibi bakkallık kolay kolay ölmez bu ülkede. Yaşamımızda ne varsa dünya ölçeğinde standartlaştırarak bizi belli tatlara, kokulara; ses ve görüntülere, hatta düşüncelere bağımlı kılmak isteyen kapitalizm bunu başaramayacak bence. Bilmezler ki bu ülkede, dışarıdan baktığınızda kolay fark edemeyeceğiniz incelikler barındıran insanlar yaşar.

Moda başka bir şey… Modaya uymada üstüne yoktur; yeniliğin hemen üstüne atlar bu millet. Uzun yıllardır Amerika’da yaşayan bir yakınımız var. Söz ettiği yenilik, Türkiye’de artık eskimiş bir teknolojidir bazen. “Bu Türkiye’ye gelmemiştir herhalde…” der, ben de gülerim.

Tüketim toplumu olmaya yatkınlığımız sınandı ve artık hiçbir engel bulunmadığı anlaşıldı. Görünmez bir el dolaşıyor üzerimizde; bizi yeniden biçimlendirmeye çalışıyor. Başka toplumlar üzerinde de başka oyunlar…

Oysa ne umut verici olacaktı şimdi yaşam! Hayal edin: Dünya harika gelişmelere gebe, sürekli… Bilimsel araştırmalar, yeni buluşlar, yaratıcı insanlar… Dengeli gelişen ekonomi, artan gelir düzeyi, önemsenen insan hakları, hukuk…

Türkler yeniliği sever, hemen benimser, sonra bir başkasına el atar ama geleneği toprakla, çiçekle, sazla, sözle, atalara saygıyla yoğurmuştur da ondan. Kolay değil bu ülkeden geleneği söküp atmak! Umulmadık bir anda şahlanışı da bundandır. O korkuyu sokmayın içine; geleneksel meslekler de kaybolmaz. Yeter ki direnmesini bilsinler biraz. Hemen mağdurlar safına geçmesinler. Direnen esnafa destek versin insanlar da.

TBBF’nin (Türkiye  Bakkallar  ve  Bayiler  Federasyonu) yayımladığı Bakkal esnafı neden yaşamalı ve yaşatılmalı?” başlıklı yazıyı okuyunca insanın içi cız ediyor. Bazı şeylerin değerini, onları yitirdikten sonra mı anlayacağız illa?

“… Bir ekonominin canlılığını koruması, sürdürülebilir olması anlamında da küçük işletmeler ve esnaf-sanatkârlar çok büyük önem arz etmektedir. Ekonominin krize girdiği durumlarda küçük olmanın verdiği avantajla duruma en kolay uyum sağlaşan esnaf-sanatkâr işyerleri, ekonominin emniyet supabı gibidir. (…) Cüzdanında hiç parası bulunmayan müşteri bile günlük ihtiyacını bakkaldan karşılayabilir. Veresiye olayı özellikle kriz içindeki bir ekonomide halkın rahatlatılmasının önemli bir yoludur. Bakkal ile müşteri arasındaki bu güven, samimiyet ve sıcak ilişki toplumsal bir gerekliliktir. Mahalle sakini gerektiğinde evinin anahtarını bakkala bırakır, çocuğunu emanet eder, bir şeye ihtiyacı olduğunda ilk akla gelen ‘bakkal amca’dır. Yani, bakkal esnafı mahallenin ötesinde, ailenin bile bir parçası gibi görülür. Bu üzerinde durulması gereken güvene dayalı bir ilişkidir.

Bakkal amca her zaman müşterisinin neyi, ne kadar alacağını, hangi markayı tercih ettiğini, ekonomik durumunu, damak tadını bilir ve hizmetini ona göre sunar. Yani bakkal-müşteri ilişkisi birebir, sıcak ve güvene dayalı bir ilişkidir.”

Başbakanın, artık piyasada bakkallara yaşam hakkı tanımayan çıkışından sonra geldi bu haklı tepki… Ancak esnafa da bazı sorumluluklar düşüyor… Yakınmak yerine, olanakları ölçüsünde kendini yenilemeli. Onun hem mesleğini sevdiğini hem de müşterisine güvendiğini hissetmeli karşıdan bakan… Geçen gün İstanbul’da bir balıkçı, hemen önümden uğurladığı müşterinin arkasından, üç lira için kredi kartı verdi diye söylenip durdu. Ben de müşteriydim, bana belli etmemeliydi en azından.

Gıdanın sağlığa uygunluğu konusunda ise günümüz insanı, eskiye göre daha titiz. Biraz da bu nedenle ambalajlı ürünlere yöneliyor. İşte o güveni sağlayacak çizgiyi tutturmalı esnaf… Adapazarı esnafında bu çabayı görüyoruz, onun için de umutluyuz.

Henüz son biçimini alıp duyurusu yapılmadı ama yeri gelmişken değineyim: Değerli hocamız Hüsnü Gürsel’in aramızdan ayrılışının birinci yılı anısına SAGÜSAD bir fotoğraf yarışması düzenliyor. “Kaybolmakta olan geleneksel meslekleri” fotoğraflamanız isteniyor. Berberlik, bakkallık da var tabii bunların arasında. Önceden kurgulayarak bu mesleklerin toplum yaşamındaki yerini, ruhunu, büyüsünü yansıtabilirseniz çalışmanız muhakkak ki daha değerli olacaktır.

04/02/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

xxx

Not: Adapazarı’nın bir ‘Tatar Bakkal’ı vardır. Aslında dükkânın adı “Şehir Bakkaliyesi”… Yazımda Bakkal Amcaövgüyle söz ettiğim peyniri oradan almıştım… Onunla bir söyleşi yapılmış, geç kaldım! Olsun… Bu yazımla çok örtüştüğü için linkini vereyim, ilgilenenler okusun: http://www.sakaryarehberim.com/others/haber.php?xnumber2=165662

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir