Koli Bandıyla Karşılanmak


Döner kapıdan geçince, sizi yüzünde güzel bir gülümsemeyle genç bir hanım karşılıyor. “Hoşgeldiniz!” diyor. Çünkü alışverişe geldiniz. Bu arada güvenlik bölmesinden geçiriliyorsunuz. Çantanız ayrı, siz ayrı. Çünkü siz de kapıdan içeri giren herkes gibi bir ‘şüpheli’siniz.

Diyelim ki eksikler birikti; o gün çok şey satınalmanız gerekti. Adı üstünde, “Alışveriş Merkezi”… Orada yok, yok!

Bir ara baktınız, elinizdeki naylon torbalarla rahat gezemiyorsunuz. Şunları götüreyim, arabaya bırakıp döneyim, dediniz… Sonra elleriniz boşaldı. Bir tek çantanız kaldı. Döner kapıdan girdiniz yeniden. Aynı tebessüm, aynı karşılanma biçimi… Güvenlik bölmesi… Cebinizde ya da elinizdeki şeyler yan tarafa: Cep telefonu, çanta, anahtarlık, madeni para! Kızcağız ne yapsın, emir kulu.

Şimdi de yine aynı çatı altında, size her çeşit ürünü bir arada sunan ve adı “Sa” uzantılı bir mağazada sıra. Yiyecek içecek alışverişinizi de buradan yapıp tutacaksınız evin yolunu…

Elinizde bir naylon torba var diyelim. Hemen bir kızcağız seğirtecek size doğru; siz elinizdeki torbayı uzatacaksınız ona doğru; o da bir koli bandıyla çabucak, torbanızın ağzını iki yandan bantlayacak. Tamam, şimdi girebilirsiniz!

Uçsuz bucaksız bir yer, binlerce ürün… kışın sıcak, yazın serin. Şurda fırsat, burda indirim!

Kapıda bantlandınız… İçerde güvenlik kameraları…

Şöyle avutacaksınız kendinizi:

“Evet, şuraya masum bir alışveriş için geldim. Önce terörist, sonra da resmen hırsız muamelesi gördüm. Hoş mu? Değil. Ama bu çeşit kötü niyetli kişiler aramızda dolaşıyor ne yazık ki. Bütün bu yapılanlar güvenlik için… Can güvenliği… Mal güvenliği…

Aaa saate bak kaç olmuş!

Bizim orada yok muydu bunlar sanki! Var; üstelik yürüme mesafesinde hepsi!..”

***

Sizi bilmem ama ben toplu alışverişi pek sevmem. Ayda yılda bir gittiğim halde kendime rahat vermem, için için kızar dururum böyle.

Gerçekten, Adapazarı’na dışardan gelenler birbirine yakın yerlerde neler neler bulabildiğimizi görünce şaşırır.

Otobüs durağının yanındaki manav sergisinde herşeyi elimle seçerim. Manav da “yeğenim” der bana. Maksudiye otobüsüne o duraktan binen arkadaşımla ilgili en taze haberleri manav İdris’ten alırım: İstanbul’a mı gitti, ne zaman döndü… çiftliğe yabancı gönüllüler mi geldi…

Bazen de o bana sorar, hafif endişeli: “Hayrola, arkadaşın görünmüyor?”

İdris de iyidir hanımı da… Hanımından pırasalı Arnavut böreği tarifi alırım mesela, ayaküstü…

Öbür manav biraz ilerde. Onun çeşidi pek zengin… Üstelik klima bile var içerde!

İki büyük fırın, iki simit fırını, doğal süt ürünleri dükkânı, bakkalı, kasabı… kuruyemişçi, pideci, yufkacı, yumurtacı… eczane, sağlıkocağı… zahireciler…

Saydıkça kendime daha çok kızıyorum; yapı malzemesi, bahçe araç gereci satan koca koca dükkânlar bile şuracıkta; hemen elimin altında… Bir şey almak şart değil, kapıdan uğra! Çay içmek, sohbet… olağan şeyler.

Hay Allah! Poşetimin sıkı sıkı bantlanması ne komik geliyor şimdi, buradan bakınca.

09/07/2009

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir