Yabancı ülkelerin gençleri… Özellikle yazın, tarihi, turistik yerlerde mutlu mutlu gezerken görürüz onları…
Yetişme biçimiyle, kültürüyle bizden farklı… Çocukluktan çıkar çıkmaz çantasını sırtına vurup düşüyor yollara… Gereksinimlerini büyütmüyor, konakladığı yerlerde konfor aramıyor. Aç kalırsam, yorulursam, hastalanırsam diye korkmuyor… Kimi zaman çiftliklerde, yatacak yer ve yemek karşılığında çalışırken o ülkenin kırsal kesim insanıyla yakınlaşıyor. Oralarda yaşadığı değişik deneyimlerin küçücük birikimleriyle çok genç yaşta yapmacıksız bir bilgeliği sindirip “birey” oluyor.
Bizim çocuklarımızsa borçlu doğuyorlar: Dünyaya geldiklerinde “nurtopu” gibi olmak, erken yürümek, “bıcır bıcır” konuşmak, ana sınıfında kendisinden “çok zeki”diye söz ettirmek; ilköğretimde ve lisede ise “bilgi küpü” olmak zorundalar… Bir de illa, “manası nedir?” diye sorulmayı gerektiren, mümkünse hiç duyulmamış isimleri taşımak!
Kurnazlığı, kayırılmayı aileden öğreniyoruz. On binde birlerle anılabilecek olasılıktaki tehlikelerden korunmayı da… Bunları gerçek tehlike sanmayı da.
Oysa gerçek tehlike, “birey” olamamak!
Anne babalar olanakları ölçüsünde ama mutlaka ölçüyü kaçırarak; iyilik yapayım derken zarar veriyorlar çocuklarına.
***
Çocuklarımız, gençlerimiz için yıllardan beri düşlediğim bir şey vardı. Nasıl yapılabilir diye kafa yorar dururdum. Sonunda, geçen yıl bu düşümü yazıya döktüm. Okulların tatile gireceği hafta yayımlanacaktı. Tam o sıralarda gözüme bir haber çarptı: “Gönül Köprüsü”! İnanamadım gözlerime…
“Aklın yolu birdir” diyen atasözümüze ne güzel bir örnek… Başkalarının da aklına gelmiş işte! Üstelik bugün görüyoruz ki proje tuttu…
Yurt çapında övgüyle karşılanıyor… Öğrencilerin kazanımları büyük, öğrenciler mutlu!
Hayalimin gerçekleştiğini bilerek yeniden okumak hoşuma gitti; yazımın bir bölümü şöyleydi:
“Uzun yaz tatilleri aslında ne güzel değerlendirilebilir. Çocukların, gençlerin kendi ülkelerini tanımaları, sorumlu birer vatandaş olmaya, olgun bir yetişkinliğe hazırlanmaları için neler neler yapılır istense…
Şimdilik yalnız sınırlı bir kesime seslenen ülkelerarası öğrenci değişimleri, ülke içinde de organize edilip yaygınlaştırılabilir pekâlâ. Hiç tanımadıkları, örneğin bir Japon çocuğunu evlerinde misafir edip sıcak ilişkiler kuran, yıllarca mektuplaşan, ondan söz ederken duygulanıp gözleri sulanan aileler biliriz. Çocuklar İngilizce konuşsun diye yapılır genellikle böyle şeyler. Tatili değerlendirsin, yabancı dilini ilerletsin istenir. Peki diyelim ki Marmara Bölgesinde oturan bir çocuğun, neden gidip Güneydoğulu bir yaşıtının evinde konuk olması düşünülmez bizde? “Yok artık, daha neler!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama bir düşünelim:
Kazanç kaygısı gütmeyen kültürlü kişilerden oluşan komiteler kurulsa ve bunlar kendi yörelerindeki gönüllü aileleri inceleyip yurt içinde böyle bir öğrenci değişimini organize etseler… Çocuklarımız her yaz tatilinin bir bölümünü başka bir yurt köşesinde ve ailesinden ayrı geçirse… Başka bir sefer de kendi ev sahipliği yapsa böyle bir konuğa. Farklılıklarını, benzerliklerini keşfetseler yaşıtlarının… Türkiye’nin güzelliklerini, zenginliklerini küçük yaşta sahiplenmeyi öğrenseler… Eğitim gönüllüleri her bölgede yaz kampları açsa aynı gayeyle. Her gelir düzeyinden ve Türkiye’nin her bölgesinden gelen çocuklar oralarda bir daha, bir daha kaynaşsalar… Ortak sorumluluk almayı öğrenseler. Birbirlerinden etkilenseler… Birlikte başarmayı, üretmeyi keşfetseler… Sporla ya da diğer aktivitelerle çeşitli beceriler ve özgüven kazansalar… Doğa gezileriyle, doğa sporlarıyla doğa sevgisini içselleştirip onun korunması gerektiğini ezberden değil de yaşayarak öğrenseler.
Tatil uyuşukluğunu hiç bilmeden büyüseler… Ne güzel olur, değil mi?”
***
“Gönül Köprüsü” projesi ikinci yılında! Artık bu projeyi duymayan kalmamıştır herhalde. Şu kısa bilgiyi vereyim yine de:
Projenin ilk uygulaması, Milli Eğitim Bakanlığı ve Turkcell’in işbirliğiyle 2008 yılında yapıldı.
Bu yılki program 23 Haziran’da başladı, 20 Temmuz’da tamamlanacak. Hedef 81 ilden 10.000 öğrenci! Öğrenciler ilköğretim 7, 8 ve ortaöğretim 9, 10 ve 11. sınıflardan. Gruplar halinde yurdu bir uçtan bir uca geziyorlar. 5 gün sürüyor. Başlarında rehber öğretmenler var. Son iki günü de gönüllü aileleriyle geçiriyorlar. Yeni arkadaşlar ediniyor, farklı kültürleri gözlemliyorlar. Çok hoş yorumlarını, izlenimlerini duyuyor, okuyoruz. Ailelerin, eğitimcilerin desteği de övgüye değer. Umarım hep böyle gider.
16/07/2009
Bizim Sakarya Gazetesi