“Uluç Ailesi, üç kuşaktan beri Adapazarı’nda çömlekçilikten ekmeğini kazanıyor. Hasbi Amca, oğlu Muharrem ve torunu Ümit…”
Böyle yazmışım… Ama artık Hasbi Amca yok… Onu kaybettik…
2005 yılı Aralık ayında bir söyleşi yapmıştık onunla. Karasu-Kaynarca yolu üzerinde, Dağdibi Mahallesi’ndeki atölyede… Sanki dün gibi! Oysa beş buçuk yıl geçmiş… Demişti ki:
“Gözümüzü yumduk, bitti… Seksen küsur yaşındayım; vallahi sanki dün geldim dünyaya!”
İnsanlık tarihi kadar eski bu sanatı ne kadar çok sevmiş ki… hiç durmadan çalışarak geçen yaşamı ona bir gün gibi gelmiş…
Oğluna ve torununa da demek sevdirmiş ki… dayanıklı, kullanımı kolay ve ucuz olanla yani plastikle rekabetin zorluğuna karşın el ele vererek direnmişler… Dileyelim, bu sanatı kuşaktan kuşağa iletsinler. Saksılar, ibrikler, testiler, güveç kapları, küpler… raflara dizilsin, ama insanlar da biraz daha değerbilir olsunlar!
Adapazarı’na nereden gelmiştiniz Hasbi Amca?
Yugoslavya göçmeniyiz. Yeni Pazar, Sancak vilayeti… Üç defa harbe girmiş, üç defa da kazanmış fedakâr ve harpçi insanlar… Ben küçüktüm kundakta gelmişim.
Kaç doğumlusunuz?
1924
Babanız da çömlekçiydi değil mi?
Babam çömlekçi değildi. Amcam, babamın amcası, Bulgarlardan devren aldı işyerini. Ben de on iki- on üç yaşındaydım; onun yanında başladım.
Neredeydi işyeriniz?
Eski garajların orada…
Buraya ne zaman kurdunuz?
Kırk dokuz senesinden beri buradayız. Burada eski evimiz vardı, yandı; 70 senesinde yaptık bunu. Araba yok, cereyan yok; gece hastalansan yayan gidersin başka türlü gidemezsin. Ancak taş kamyonları var. O zaman bu koca yeri, 3 dönüm yeri 350 liraya aldık.
***
Plastikten dertli; ‘plastik çıktı bizim iş öldü’ diyor Hasbi Amca… Malını rahatlıkla satıyormuş eskiden. ‘O zaman hevesli hevesli çalışıyorsun tabii…’ diyor.
Çarkın başında baca külahı şekillendiren Ümit de dedesi gibi ümitsiz çömlekçiliğin geleceğinden:
Günümüzün malzemesi plastik oldu, rekabet edebiliyor musunuz plastikle?
Plastikle mücadele etmek mümkün değil! Plastikte her şey basit!.. Bizim iş öyle değil ki…
Şu anda yaptığımızla işi bitmiyor, daha üç defa elden geçecek bu. Pişecek, piştikten sonraki haline bisküvi deriz, sonra sırı atıyoruz. Tekrar pişiyor; sır yapışıyor, parlıyor. Bir dengesi var onu yakalayamazsan parlamıyor. Belli bir dereceye çıkması lazım.
Çömlekçilikte kullanılan toprakta katkı maddesi bulunur mu?
Sade toprak, doğal; hiçbir katkı maddesi yok! Bu tür işte katkı maddesi kullanılmaz.
Renk tonları elde etmek için ne yapılıyor?
Toprak piştikçe rengi değişir. Sarı toprak kullanırsın, hafif sarıya kaçar; kırmızı toprak karıştırırsın, piştikçe rengi kırmızıya döner…
Toprağın niteliği neyi etkiliyor, işleme kolaylığını mı?
Tabii, işleme kolaylığını ve çatlamayı.
Bu toprak nereden geliyor?
Poyrazlar’dan.
Zorlukları nedir bu işin?
Zorluğu çok. Kururken bir çatlar, gitti on günlük emeğin! Kışın işler biraz azalır. Ocak ayına kadar çalışırız. Soğukta dışarı mal atamıyoruz, donuyor içerde de kurumuyor. Bu bölgenin toprağı acele kurutmaya gelmiyor. Bu da işin zorluğunu 3-4 kat daha artırıyor. Çatlatmayacağız diye sabahtan akşama kadar oradan al, oraya aktar! Bir tarafı fazla kurumuşsa o kuruyan kısım olduğu gibi atar… Ama mesela İzmir’de sabahtan çıkartırsın, akşama kuru alırsın.
Plastik zararlı bir madde olduğuna göre, çiçek toprak saksıda daha mı iyi yetişir sence?
Bunu ben söylemiyorum, plastikçiler söylüyor. İnsanı öldüren, çiçeği öldürmez mi?
Çiçekçiler neredeyse tamamen plastiğe döndü; neden?
Birinci sebep maliyet, ikincisi zaman!..
***
Söyleşi böyle sürüp gidiyordu… Hüzünlendim. Sonra dedim ki…
Hasbi Amca rahat uyu!..
Öyle değerli bir miras ki bu sanat; bu ülkede bu sanat plastiğe asla yenik düşmeyecek!
Tamay Açıkel
17/06/2010
Bizim Sakarya Gazetesi
