Yavuz Hırsız


İstanbul’da, kızımın çalıştığı işyerine ait plazanın alt katındaki alışveriş merkezinde dün bir sergi açılmış. Bir fosil sergisi.

Sergiyi arkadaşıyla gezerlerken bir şey dikkatlerini çekiyor. Her bir fosilin yanındaki kartta; “Bu canlı milyonlarca yıldır değişmeden günümüze kadar geldi” yazıyormuş. Arkadaşı bunun Adnan Hoca’nın işi olduğunu hemen anlıyor ve ilgilileri hem e-posta hem de telefonla uyarıyor. O kişinin “Harun Yahya” takma adıyla kurduğu sitenin internet adresini de veriyor. Serginin, bilim karşıtı irtica propagandasının burada açıkça görüleceğini belirtiyor. Firmanın itibarını da zedeleyecek olan böyle bir serginin kaldırılmasını istiyor. Firma yetkilileri durumu araştırdıklarını, sitedeki verilere ulaştıklarını ve gerekeni yapacaklarını bildiriyorlar. Aynı günün akşamı sergi kaldırılıyor.

“Dünyanın dört bir yanında, yeryüzünün altında, canlıların ilk var oldukları andan itibaren aynı kaldıklarını, yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediklerini, kısaca evrim geçirmediklerini gösteren sayısız fosil örneği vardır.” buyuruyor Harun Yahya. Canlılar hiç evrim geçirmemiş! Bilim adamları sizi aldatıyor; inanmayın onlara, diyor açık açık!

Bunları görmezden gelebiliriz. Eğitim sistemimizdeki sorunları bahane edebilir, gündelik hayatın oyalayışı içinde sürüklenir gideriz… Bize kimse bir şey demez, ama bu adamlara kahraman payesi verenler daha da azmazlar mı o zaman? Oysa bilginin parmak uçlarımıza geldiği bu çağda bilgiyi dayanaksız iddialardan ayırt etmek artık çok kolay. Hiç değilse bilime saygı duymakla, duymayanları uyarmakla sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.

Bilim adamı, üzerinde yoğunlaştığı konuda hiçbir sonuç alamama olasılığına rağmen sabırla çalışan, yılmadan araştıran insandır. Var olan doğruları önceki bilgilerin ışığında tahmin eder. Hipotezini deneyleriyle kanıtlayamasa da, yenilerini yapar. Alman patolog Rudolf Virchow, patoloji (hastalıkbilimi) incelemelerinin kurallarını, günümüzden 100 yıldan fazla bir zaman önce belirlemiş. Onun kanser tarifi bugün hâlâ aşılamamış. Tam 26 bin ölü insanın vücudunu köşe bucak inceleyerek ulaşmış bu düzeye. Kendinde insanüstü güçlere vehmederek değil.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dokubilim okutmuş olan Dr. Tevfik Recep Örensoy, doktora eğitimini Almanya’da almış, 1904’te yurda dönmüş. Yaşamı boyunca, bu alanda Türk tıbbına büyük katkı yapmış. Gençliğinde Berlin’de asistanken yanında çalıştığı profesörden, hücre konusunu iyice öğrenebileceği bir kitap istemiş. Profesör gülmüş. Onu kolundan tutarak dört duvarı tavana kadar kitapla dolu büyük bir salona götürmüş; istediğini alabilirsin, demiş. Tevfik Recep Bey’in şaşırdığını görünce yine gülerek, “O ufacık hücre için bir kitap değil, işte böyle bir kitaplık dolusu kitap yazılmıştır. Bunlara her yıl yenilerinin eklendiğini de unutma. Bilim yolunun yolcususun. Domuz kasabının ağzına yaraşacak böyle bilgisizce isteklerde bulunma bir daha!” demiş.

Ülkemizde maddi olanaksızlıklara rağmen nice anne-baba çocuklarını okutmak için çırpınıyor. Gençleri çağdaş, akılcı bir eğitim ve öğretimin dışına; birtakım bilim dışı, akıl dışı düşüncelere, eylemlere çekmek isteyenler, buna bir de bilimsellik süsü veriyorlar. Yani, fosil sergisi örneğinde gördüğümüz gibi, yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor! Halkın bilgisizliğinden ya da ilgisizliğinden yararlanarak, medyanın gücünü kullanmadaki becerilerini de devreye sokarak şöhret (!) kazanıyorlar. Yandaşları çoğalıyor.

Çalışma yöntemlerini zaman zaman değiştirdikleri için uzun süre dikkat çekmemeyi başarıyorlar. O mini sergi perdelenmiş bir irtica propagandasıydı aslında. Bunu fark eden, sonra da serginin kaldırılmasını sağlayan genci candan kutlarım. Atatürk’ün seslendiği Türk gençliği işte böyle davranmalı!

22/02/2007

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir