ÇAĞLAYAN

Beyoğlu’nda bir pasaj… Yan sokaktan merdivenlerle inilen bir girişi var. Aşağıda, merdivenlerin hemen karşısında bir masada iki kişi oturuyor. Bu beylerden biri benim indiğimi görünce, nezaketle ayağa kalkarak, “Hanımefendi, Necmi Bey’i mi aramıştınız, şimdi gelecek!” diyor. Amacım oradaki herhangi bir dükkândan makas almak; teşekkür edip pasaja doğru seğirtiyorum. İlk dükkânın önünde duruyorum; kapı kapalı… Bakıyorum diğerleri de kapalı. Aynı bey, “Şimdi gelir, şuraya buyurun!” diyerek bana yer gösteriyor.

Birkaç dakika sonra geliyor Necmi Bey; özür dileyerek aceleyle kapıyı açıyor. Telaşı, müşteriyi bekletmiş olmaktan… Saygıdan. Üzerinde  “Bankaya gidiyorum, hemen döneceğim.” yazılı kâğıdı sökerken, “Cuma’ya gitmiştim, ama böyle yazıyoruz…” diyor, pasaj esnafını da kastederek. Anlıyorum…

“Niye öyle yazıyorsunuz, o zaman?” demeyeceğimi biliyor; biz Türkler birbirimizi anlamakta hiç zorlanmayız…

Ama tarafsız ve uzlaştırıcı olması gereken TBMM Başkanı’nın, “Bu Meclis, sivil, demokrat ve dindar bir Cumhurbaşkanı seçecek!” diye açıklayınca anlayamayız… Bizden biri konuşuyor gibi gelmez. Çünkü dine saygısızlıktır, dindara saygısızlıktır, görgüsüzlüktür; geleneklerimizde yoktur.

Devlet katında laiklikten nefret edenlerin ve devleti bütün kurumlarıyla bu temel ilkeden uzaklaştırmayı ilke edinenlerin…

Ülkenin sosyo-kültürel yapısını da aynı zihniyetle ve aslında yasadışılıkla bozmayı görev sayanların…

Türk kadınının geleneksel başörtüsünü “türban”, giyimini “tesettür” yapanların… laflarını anlayamaz, ama altındaki “niyet”i sezeriz.

Devletin yetkilerini kullanarak amaçlarına en kısa yoldan ulaşmak istediklerini anlar; bu yolda gitmeyi içlerine sindiren yandaşlarının yükselişini görür, esefle izleriz.

Sabırla bekleriz…

Bizim halkımız çok temiz yürekli, çok soylu ruhlu, ilerlemeye çok yetenekli bir halktır. Bu halk eğer bir kez karşısındakilerin içtenlikle kendilerine hizmet ettiklerine inanırsa her türlü hareketi hemen benimsemeye hazırdır.”

Atatürk, ileride ülkeyi yönetecek olan gençlere böyle sesleniyor ve halka güven vermelerini istiyordu… Onun güvenini kötüye kullananların ise bu ülkede devlet yönetmeye hakkı yoktur.

Türk halkının sabrı sonunda taştı! Buna izin vermeyeceğini çok etkileyici bir biçimde yüzlerine çarptı…

Derinlerden çağlayan ve sokaklardan caddelere, meydanlara taşan ulusal coşku gösteriyor ki artık yetkileri de olmayacak…

03/05/2007

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir