Çocuklara merhamet duymayanımız var mıdır? Masum bakışlarına içi titremeyenimiz?
Düş kırıklıkları çok yoğun etkiler onları. Henüz yenidirler hayat yolunda; normal olduğunu bilmezler, yıkılırlar hemen. Sonra da çabucak unutuverirler ya… sanki hiç üzülmemiş gibi. Ne hoştur: Başlarlar kıkırdamaya.
Çocuk mutluysa mutludur, kederliyse kederli… Ve bu duygularını sıcağı sıcağına yaşar, ertelemez.
Ben kız çocuklarını biraz daha kırılgan bulurum. O yüzden de daha çok etkiler beni onların kederi. Sevindiğinde de içi içine sığmaz, taşar sanki bu küçük kızın. Acılar olgunlaştırırmış insanı… Bu yaşta mı? Olgunlaşmasın! İstemem… Küçük kız, hiç ama hiç üzülmesin isterim…
Bebekleriyle oynar, bilmeden dünyanın acımasız gerçeklerini… Evrenin anasıdır; daha küçücükken anadır o… Umut verir; avutur bebeğini küçücük kollarında…
İnsana çok iyi bildiği kendini, kendi çocukluğunu hatırlatır çocuklar. Mutlulukları katıksızdır; bulutsuz, apaydınlıktır sevinçleri…
Cumhuriyet’in 50. yıldönümünde, Prof. Dr. Hamide Topçuoğlu, bir sosyolog ve bir Cumhuriyet kadını olarak Sümerbank dergisine yazdığı yazıda, Cumhuriyet’imizin ilk yıllarına rastlayan çocukluğundan şöyle söz ediyordu:
“Biz gerçekten ayrıcalıklı idik, yani küçük dünyamızda ‘kız öğrenci’ olmak gibi bir itibar fazlalığımız vardı. Bütün büyükler, erkeklere göstermedikleri bir takdir fazlasını bize ayırıyorlardı. Kadınların kamu hayatına, sosyal ilişkilere tam bir yetki ve kişilik özgürlüğü içinde katılmasını amaç edinen Cumhuriyet’in öncüleriydik biz.”
…
“En başta gelen özelliğimiz kendimizden, insanlık değerimizden hiç şüphe etmeyişimizdi. Kız çocuğu olmanın bir eksiklik olduğunu aklımızdan bile geçirmiyorduk.”
…
“… İçimizde nasıl bir ‘güven duygusu’ vardı! Hâlâ şaşarım ve çocukluğumun en fazla hasretini çektiğim yanı bu duygu olmuştur.”
Bugün şehirlerimizin sokaklarındaki kadın görüntülerine bakınca, bu aydın Türk kadınının sözlerinden etkilenmemek mümkün değil. Haksız ve çok yanlış bir geriye gidişe katılmaktan ne umabilir insan? Nasıl bir ruh haliyle içine sindirebilir? Bu cansızlığa, bu coşkusuzluğa nasıl katlanabilir?
Biliyor musunuz? Kaç yaşında olursa olsun, her kadının içinde bir mutlu küçük kız vardır; umut dolu, coşku dolu, tasasız…
“… Ne ümitsizdik ne de gayretsiz. Aşağılığın kendisine de, kompleksine de yabancıydık.”
…
“ O zamanın kız çocukları olarak ne rahat bir atmosfer içindeydik! Nasıl bir mucize olmuştu da kendimizi bir ikinci cins olarak görmek hiç aklımıza gelmemişti?..”
Uyan, küçük kız uyan!! Uyandı… Tüm insanlığa umut oldu. Onunla birlikte kadın, erkek; çocuk genç, yaşlı… umut, coşku… sel olup aktı, gürül gürül… Tandoğan’da, Çağlayan’da, Gündoğdu’da…
Yeni bir gün doğacak; Atatürk’ün kurduğu Modern Türk Devleti de uyanacak bu silkinişle ve bütün kurumlarıyla çağdaş Türkiye’yi temsil edecek yeniden… Mucize gibi bir şey olacak; sabah olacak…
“…
Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun;
Öylesine süslü, öylesine sadesin ki…
Sen o kadar güzelsin ki sabah,
O kadar güzelsin ki.” (Özdemir Asaf)
17/05/2007
Adapazarı