Çarşaflı kadın, yanında iki kız çocuğuyla oturuyor önümdeki koltuğa… Şoföre parayı öderken elini görüyorum. Çarşafın ucuyla sarmalanmış elleri. Başparmağıyla işaret parmağının arasından sıkı sıkıya tutturmuş; yüzünde görünense sadece burnu ve gözleri… İlkokul çağındaki kızlarına birer bere örüvermemiş de kapatmış başörtüsüyle başlarını. Alışsınlar demiş, şimdiden… Sesini duymuyorum. Belli ki duyurmamaya özen gösteriyor, kadın sesi ya!
Marketin önünde bir kadın… Ben arabaya binerken, “Bize de bir şeyler alır mısın, Allah rızası için…” diye laf atıyor. Bakmıyorum. Sonra, iki çocuğunu önüne katıp gidiyor sallana sallana… Başka bir ana ve çocukları bunlar da.
***
Eskişehir’de bir alışveriş merkezinin açılışı… Haydarpaşa’dan kalkan Eskişehir trenine iki vagon eklenmiş o güne özel! Ta İstanbul’dan kalkıp gitmiş, geceden kuyruğa girmiş insanlar. Ne için? LCD televizyon, dizüstü bilgisayar gibi elektronik ürünlerde, açılış gününe özel indirimi kaçırmamak için… O gece vatandaşlara 10 bin bardak çay, 8 bin börek dağıtılmış.
Erenler tarafından Adapazarı’na girerken bakıyoruz, yeni alışveriş merkezine doğru uzun otomobil kuyrukları oluşmuş; hayırlı, uğurlu olsun! İnsanlar elbette iyi şeylere layıktır… Açılış günü avantajları mı var, diyoruz acaba burada da? Gazeteler yazıyor, ziyaretçi sayısı 40 bini aşmış o gün…
Acaba bu şehirde, şimdiye kadar hangi etkinliğe 40 bin kişi katıldı?
Anımsıyorum; depremden iki yıl sonra hâlâ bir çivi çakılmadan duruyordu, perişandı Adapazarı. Bir protesto yürüyüşü önermek gafletinde bulunmuştum, şehrin yüreği yaralı insanlarına. O zaman, “Çok iyi düşünmüşsünüz, ama yok, biz buranın yerlisiyiz, görülmek istemeyiz.” diyebilmişlerdi. Son ümit; içinde bulunduğumuz durumu apaçık anlatan, devlet büyüklerine gönderdiğim e-postalarla yetinmiştim.
Birbiri ardından göz kamaştırıcı seçenekler beliriyor önümüzde. Bunlara kapılıp gidiyoruz. Avantaj yakalama peşinde, değerli zamanımızı bitmez tükenmez karşılaştırmalar, hesaplarla geçiriyoruz.
Araba sevdası, beyaz eşya, elektronik eşya tutkusu… Onları taşıyan tırlar, kamyonlar… Keşmekeş… Ne zaman kilitlendi bu trafik? İstanbul’da karşıya üç saatte geçtik geçenlerde… Çare dediniz, koca koca köprüler yaptınız Boğaz’a. Şimdi de tüp geçit var yolda… Yetecek mi? Yetmeyecek tabii.
Kafa bırakmadınız insanlarda! Çok zorlama, yapay duran bir de türban davası sardınız başımıza. Kültür taşıyıcısı kadın, toplum yaşamımızdaki olumlu işlevini yitiriyor sayenizde… Kendini geriye çekiyor. Türk anası hoşgörüye kepenkleri kapatıyor, gözünüz aydın!
Ama yeter, ağır olun biraz! Dizginleyin büyük büyük kârlı yatırımlarınızı, soluklanın azıcık!
Termik santralleriniz, çimento fabrikalarınız beklesin… Boğmayın bizi! Biz ki insanlıktan, sanattan, doğadan, dostluktan söz etmek istiyoruz çokça. Çok yaşamak değil, sadece ‘yaşamak’ istiyoruz, insanca…
Kuyruklar uzamış gördüm Erenler’e doğru. İçim cız etti…
Millet kârlı alışveriş peşinde oyalanacak; burnumuzun dibine kurmak istediğiniz çimento fabrikasını unutacak. Zaten, çoğunluğun haberi bile olmayacak.
Kadın kapanarak özgürleşecek (!), erkek dut yemiş bülbüle dönecek… niye döndüğünü bile anlamayacak…
Sağlıklı yaşam, ebedi gençlik hezeyanları bir yanda, tesettür artı özgürlük (!) bir yanda… Millet bunlarla oyalanırken memleket pazarlanacak.
Bugün, türbanı İslam’ın birinci kaygısı; alışverişi ibadet, dev alışveriş merkezlerini mabet kıldınız…
MİLLETİ UYUTMAYA, ÖĞÜTMEYE, DERİN PAZARLIKLARINIZA ARA VERİN BARİ BİRAZ; BAKIN BUGÜN BAYRAM!
ALIN KÜRESEL OYUNUNUZU, OYALANIN KÜRENİZLE! BIRAKIN YAKAMIZI, VATANIMIZI; BİZ YETERİZ BİRBİRİMİZE… KEDERİMİZİ, SEVİNCİMİZİ, BAYRAMIMIZI, HER ŞEYİMİZİ PAYLAŞMAYI ÖĞRETMEDİ Mİ BU TOPRAKLAR BİZE? ÖYLEYSE YETER! GİRMEYİN ARTIK ARAMIZA…
20/12/2007
Bizim Sakarya Gazetesi