Doğamızın ve dolayısıyla insanın geleceği çeşitli düzeylerde tartışılıyor. Bunlardan en büyüğü ve en önemlisi dün, Almanya’nın Bonn kentinde başladı ve 30 Mayıs’a kadar sürecek. Biz de Almanya Federal Çevre Bakanı Sigmar Gabriel’in başkanlığını yaptığı Biyolojik Çeşitlilik Konferansı’ndan çıkacak sonuçları merakla bekliyoruz. Doğal hayatın ve doğadaki çeşitliliğin korunmasını sağlamaya yönelik anlaşmanın, alınacak kararların bu kez, belli uluslararası büyük şirketlerin çıkarını gözeterek değil, doğanın ve onun bir parçası olarak düşündüğümüz insanın geleceği için yapılmasını, her şeyin ‘eski hamam eski tas’ sürmemesini diliyoruz.
Bundan on altı yıl önce Rio de Janeiro’da yapılan zirvede Fidel Castro şu uyarıyı yapmıştı: “Kendi doğal yaşam koşullarını hızlı ve süregiden bir şekilde yıkması sonucu önemli bir tür yeryüzünden yok olmanın eşiğinde: İnsan.” demişti.
Latin Haber Ajansı Prensa Latina’nın haberine göre, Küba Birinci Devlet Başkan Yardımcısı Jose Ramon Machado Ventura, 5’inci Latin Amerika ve Karayipler – Avrupa Birliği Zirvesi’ndeki “Sürdürülebilir Kalkınma: Çevre, İklim Değişikliği, Enerji” başlıklı toplantıda Castro’nun bu sözlerini hatırlatarak; “Zaman onu haklı çıkardı. (…) Bugün insanlığı tehdit eden yaşamsal krizle yüzleşmek, kalkınmaya en çok ihtiyacı olanların kalkınmasını engelleyerek yapılamaz. Bizlere ortak, ama farklı sorumluluklar düşüyor. Eşitsiz olarak ve bencilce zenginliği, teknolojiyi biriktirenler ve 1850’den beri sera etkisi yaratan gaz salınımlarının yüzde 76’sına neden olanlar bu çabanın ağırlığının çoğunu sırtlanmalılar.”diyor.
Bonn’daki konferansa başkanlık eden Sigmar Gabriel şunları söylüyor: “Bizim şu an yaptığımız, yok etmekten başka bir şey değildir. Bilgisayar dilinde bu yaptığımızı, ‘ana bellekten tabiatla ilgili tüm bilgileri silmek’ olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu durum insanlığa zarar veriyor.”
Bilimadamları yıllardır, doğal kaynakların hızla tükendiğini dünya kamuoyuna anlatmaya çalışıyor. 34 bin bitki ve 5 binden fazla hayvan türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya… Gıda krizinin kitlesel ölümlere yol açabileceği tartışılıyor. AKP hükümetiyse buna “Birkaç spekülatörün işi!” diyebiliyor.
Bir tarım ülkesiydik biz. Ata’mızın, “Köylü milletin efendisidir.” sözüyle yüceltmiştik tarımı. Köylümüz ürününü göğsünü gere gere sergilerdi pazarda, hormonlu mu diye sorgulayan bakışlar karşısında onu savunmak zorunda kalmazdı.
Tohumunuz verimli değil dediler ona. Tescilli tohum alın dediler. 2006 tohum yasasıyla da kendi tohumunu pazarlama hakkı elinden alındı. Prof. Kenan Demirkol’un üzülerek vurguladığı gibi kadının üretimdeki yerini etkisizleştirdiler. Çünkü tohumdan kadın sorumluydu köylerde… Milletin efendisi önce belli birkaç uluslararası firmanın ürettiği tohumlara mahkûm edildi, sonra da yalnız ve savunmasız bırakıldı.
Uluslararası kararlarda ağırlığımızı koyabildiğimiz günler geçmişte kaldı. Atatürk’ün gösterdiği yolda, tam bağımsızlık ülküsüne doğru yürüdüğümüz günlerdeki gibi güçlü değiliz artık. Onlar aralarında anlaşıyorlar, bize uygulamak düşüyor.
Süper güçler neyin peşinde? Düşledikleri geleceği, ne yapsam gözümde canlandıramıyorum. Biraz yaklaşır gibi olsam, daralıyorum. Karabasan gibi… Ama işin tuhafı emperyalizm, onu yaratanların da elini kolunu bağlıyor. Fransız iktisatçı, yazar Jacques Attali, “Geleceğin Kısa Tarihi” adlı kitabında, “Para, kendisine zarar verecek her şeyin sonunu getirecektir. Buna, yavaş yavaş yok edeceği devletler, hatta Amerika Birleşik Devletleri de dâhildir.” diyor.
Zaman, insan olduğumuzu, kul olmadığımızı gösterme zamanı. Oyun büyük oynanıyor; bozmak için bilgilenme zamanı… Kısır iktidar kavgalarını oyunculara bırakıp oyumuzu insandan yana kullanalım. Dünyayı acımasızca sömürenlere karşı sesini yükseltmeye çalışan koroya biz de katılalım. 5 Haziran Dünya Çevre Günü… Coşkuyla kutlayalım.
22/05/2008
Bizim Sakarya Gazetesi