Yaz Tatilleri


Kızımızın evlilik hazırlıkları dolayısıyla zaman bulamayacağımı düşünerek birkaç hafta öncesinden yazıp hazır etmiştim bu haftaki yazımı. Ülkemiz gençliği için yıllardır düşlediğim ve de neden kimsenin aklına gelmediğine hep şaştığım bir projeyi, sizlerle paylaşmak istiyordum. Okurken, “Aa, biliyoruz biz bunu!” diyebilirsiniz, çünkü yazım çıkmadan düşüm gerçek oldu!

***

Okullar tatile girince anne babaları alır bir düşünce… Ülkemizde çocukları oyalamak zordur yaz ayları boyunca. Yazlık evi olanlar vardır; onlar alelacele kentleri terk ederler. Kıyılarımızdaki tatil sitelerinde hayat başlar. Issız, tenha yollar vızır vızır işler durur artık. Hele haftasonları!

Kentte kalanlar için yaz spor okulları vardır. Anne babalar okul kapanmadan böyle bir program ayarlamaya çalışılırlar çocuklara. O da olmazsa sokak araları, okul bahçeleri ne güne duruyor? Futbol, erkek çocukların baş eğlencesidir. Kızlar da annelerine yardım etmeyi öğrenirler evde. Komşu teyzeler gelince hizmet ederler. Televizyonda dizi seyrederler. Bol bol da sıkılırlar.

Yazlıktakiler daha şanslı gibi görünse de onlar için de durum, aşağı yukarı aynıdır. Belli sınırlar ve bu sınırlar içinde birbirine benzer günlük yaşamlar vardır buralarda da. Her şey vardır aslında; uyku için bol bol zaman, deniz, güneş, spor, arkadaşlık, yeme içme, eğlence… Kitap okurlar, hobilerini geliştirirler… Ama çocukların yine de zaman zaman neden “çok sıkıldığını” ne kendileri anlar ne de aileleri.

Uzun yaz tatilleri aslında ne güzel değerlendirilebilir. Çocukların, gençlerin kendi ülkelerini tanımaları, sorumlu birer vatandaş olmaya, olgun bir yetişkinliğe hazırlanmaları için neler neler yapılır istense…

Şimdilik yalnız sınırlı bir kesime seslenen ülkelerarası öğrenci değişimleri, ülke içinde de organize edilip yaygınlaştırılabilir pekâlâ. Hiç tanımadıkları, örneğin bir Japon çocuğunu evlerinde misafir edip sıcak ilişkiler kuran, yıllarca mektuplaşan, ondan söz ederken duygulanıp gözleri sulanan aileler biliriz. Çocuklar İngilizce konuşsun diye yapılır genellikle böyle şeyler. Tatili değerlendirsin, yabancı dilini ilerletsin istenir. Peki, diyelim ki Marmara Bölgesinde oturan bir çocuğun, neden gidip Güneydoğulu bir yaşıtının evinde konuk olması düşünülmez bizde? “Yok artık, daha neler!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama bir düşünelim:

Kazanç kaygısı gütmeyen kültürlü kişilerden oluşan komiteler kurulsa ve bunlar kendi yörelerindeki gönüllü aileleri inceleyip yurt içinde böyle bir öğrenci değişimini organize etseler… Çocuklarımız her yaz tatilinin bir bölümünü başka bir yurt köşesinde ve ailesinden ayrı geçirse… Başka bir sefer de kendi ev sahipliği yapsa böyle bir konuğa. Farklılıklarını, benzerliklerini keşfetseler yaşıtlarının… Türkiye’nin güzelliklerini, zenginliklerini küçük yaşta sahiplenmeyi öğrenseler… Eğitim gönüllüleri her bölgede yaz kampları açsa aynı gayeyle. Her gelir düzeyinden ve Türkiye’nin her bölgesinden gelen çocuklar oralarda bir daha, bir daha kaynaşsalar… Ortak sorumluluk almayı öğrenseler. Birbirlerinden etkilenseler… Birlikte başarmayı, üretmeyi keşfetseler… Sporla ya da diğer aktivitelerle çeşitli beceriler ve özgüven kazansalar… Doğa gezileriyle, doğa sporlarıyla doğa sevgisini içselleştirip onun neden korunması gerektiğini ezberden değil de yaşayarak öğrenseler.

Tatil uyuşukluğunu hiç bilmeden büyüseler… Ne güzel olur, değil mi?

“İyi tatiller!” diyerek bitirmiştim yazımı.

Şu rastlantıya bakın ki Milli Eğitim Bakanlığı, “Gönül Köprüsü” adı altında, benim düşlediğime benzeyen bir proje geliştirip haziran ayı başında, Turkcell’in ana sponsorluğunda uygulamaya koymuş! Ne kadar sevindim, anlatamam…

Toplam sekiz hafta sürecek proje kapsamında, 81 ilden 100.000 öğrenci yol hariç beşer günlük gezilerle ülke içinde yer değiştirecek. Gezinin ilk üç günü, seçilmiş rehber öğretmenler eşliğinde yörenin tarihi, kültürel zenginliklerini tanıyacak, çeşitli etkinliklere katılacak, yeni arkadaşlar edinecek; hep birlikte ağaç dikecekler. Son iki günündeyse önceden belirlenen gönüllü aileler devreye girecek.

Öğrenciler, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlarda konaklayacaklar… Aile yanında konaklamaları, yaşam biçimleri arasındaki farklılıkları yakından görebilmeleri açısından tabii daha iyi olurdu… Belki ilerisi için düşünülüyordur.

Ancak, şunu söylemeden geçemeyeceğim:

Bu kadar güzel bir projenin her türlü siyasi yönlendirmeden titizlikle korunmasını gönülden diliyorum. Sorumluluk alanlara sesleniyorum: Çocuklarımıza, gençlerimize bir masumiyet alanı tanıyalım, lütfen! Bırakalım, orada kendiliğinden çiçek açsınlar…

19/06/08

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir