Kimlik

Kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi biliyor muyuz yeterince? Bir toplumda bireylerin çoğunluğu bunları hiç merak etmiyor, anlatılanlara gerçek midir acaba diye tartışmadan inanıyorsa öncelikle eğitim sisteminde bir sorun var demektir. Üzerinde anlaştığımız ender konulardan biridir ülkemizde eğitim sorununun varlığı, ama nedense kimse bu eksiklikten kendinin de pay almış olabileceğini düşünmez. Kayıp zamanı yerine koyma telaşı göstermez. Gündelik işlerinden zaman ayırmaya yanaşmaz.

İyi kötü bir eğitim aldığını, bunun sorumluluğunu taşıdığını düşünmez ortalama vatandaş. Kendisi de artık bir yetişkindir ve yanlışların saptanabileceği birçok kaynak vardır oysa. Bilgiye ulaşmak zamanımızda çok kolay olsa da doğru bilgiyi bulmak için biraz şüpheyle yaklaşmak, ciddiliğini, bilimselliğini sorgulamak gerekir. Ancak, güncel haber bombardımanı öyle oyalayıcıdır, konuşacak şey o kadar çoktur ki herkesin konuştuğu şeylere yetişebilmek bile meseledir.

Ortalama insanın bu zaafını bilenler, safsataya inanmaya hazır insan kalabalığı gözüyle bakarlar topluma. Sundukları şeyi bir güzel giydirir, allayıp pullar ve de bombayı patlatırlar. Gündeme oturması, televizyon kanallarında tartışılması işlerine gelir. Çözümü halktan beklemeseler de bekliyormuş görünüp halkın zamanını harcamaktan hiç mi hiç çekinmezler.

Eğitimin amacı bilgiyi insanlığın hizmetinde kullanarak saygın bir yere oturtmak olmalı. Kentleri tıka basa doldurup insanları sömürmek değil. Onları geçmişinden koparmak değil.

Arkeolojik araştırmalar Anadolu’nun en az dokuz bin yıllık tarihi geçmişinin kanıtı. 1071 Malazgirt savaşıyla başlamıyor tarihimiz. Töreleri, gelenek ve görenekleriyle, söylenceleriyle, inanışlarıyla bir bütün Anadolu. Bu kesintisiz akış içinde hallolmuş, sindirilmiş hepsi. Kimliğini bulmuş…

Sevgiyle bakan, yüreğindekini yansıtan gözler görürüz orada. Kırsaldaki geleneksel yaşam kimlik sorununa yabancıdır çünkü. Yaratıcılığını geçmişinden alır. Güven duygusunu içselleştirmiştir. Yazma kenarındaki oyalarda, çorap motiflerinde, dokumalarındadır; toprağı işleyişindedir, tohumu saklayışındadır gizi. Hem de apaçık ortadadır görmesini bilen gözler için.

Çağdaş dünyada eğitim olanağı bulan insanın bir farkındalık taşıması gerekir. Her gün çok yakından ve hep birlikte gözlemlediğimiz bir çarpıklığı ele alalım mesela: Düğünlerimize, kutlamalarımıza bir bakın… Gürültü, kargaşa, korna sesleri, kurşunlar… Geleneklerimizi kalabalık kent yaşamında yaşatmaya çalışıyor, ama dolduruşa gelip dayanılmaz külfetlere giriyoruz. Kendimize de başkalarına da zarar veriyoruz. Neden farkına varamıyoruz? Neden sorgulama gereği duymuyoruz? Doğal esnekliğimiz, yaratıcılığımız nerede? Kabul edilemez bir zorlama, sessiz bir dayatma bas bas bağırıyor her şeyde. Ölçüyü kaçırdık mı hepten kaçırıyoruz. Kimse dur demiyor, biz de normal sanıyoruz. Güzel adetlerimizi kente yakışır bir duruluğa kavuşturarak sürdürebiliriz. Böyle şeylere neden kafa yormuyoruz?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın başlattığı ‘müzekart’ uygulamasını duymuşsunuzdur. Bu kart, bakanlığa bağlı tüm müze ve ören yerlerine bir yıl boyunca sınırsız ziyaret olanağı sağlıyor. Yılda sadece 20YTL! Katılımcılıktan uzak, her yapılana razı, eleştirmeyi, istemeyi hep sivri kalemlerin işi sanan ve bir türlü kentliliği sindiremeyen şu eğreti kimliğimiz oraları görmezden geldi hep. Pahalı diye gezememe bahanesi de ortadan kalktığına göre hemen birer ‘müzekart’ edinmeli.

Hiç değilse düğünlerde, bayramlarda başka bir kente gittiğinizde bir-iki de müze gezmeye ne dersiniz? Farkında olmasak da oralarda yatan, bizim kaybolmaya yüz tutmuş gerçek kimliğimiz…

31/07/2008

Bizim Sakarya Gazetesi

Müzekart ile ilgili ayrıntılı bilgi için:

www.muzekart.com (0312) 444 MÜZE (6893)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir