Zamane Yaşlıları!


Epey oluyor, babam elime bir gazete kesiği tutuşturdu ve “Adapazarı’nda da böyle bir kurs açılsa ne iyi olur, ben de giderim,” dedi.

“Konya’da yaşlılara cep telefonu kursu” idi haberin başlığı. Kurs, Konya Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu Emekliler Lokali’nde açılmış. Lokalde, “Her yaşta öğrenme” anlayışıyla emeklilerin sosyal yaşamdan uzaklaşmamasını sağlamaya çalışılıyormuş. Anlayış ve uygulama gerçekten övgüye değer, ama her konuda olduğu gibi bunda da sürdürülebilirlik çok önemli tabii.

Belediyenin Sosyal Araştırmalar Merkezinin Almanya ve Avusturya’daki uygulamalardan esinlenerek başlattığı cep telefonu kursuyla ilgili haber, 21 Ocak tarihli.

Aradan sekiz ay geçmiş… Birileri mutlaka merak etmiştir sonucunu, diyerek küçük bir araştırma yaptım internette. Bulamadım. Kursu başarıyla tamamlayanlar, eğer uygulama yapmadılarsa boşa gitti öğrendikleri.

Yaşlılıkta teknolojiye karşı çekingenlik önemli bir olgu.

İngiltere’nin Liverpool kentinde, cep telefonuyla barışmak isteyen yaşlılarla ortaöğretim çağındaki gönüllü gençleri buluşturmuşlar. Ne kadar akıllıca! En iyi onlar öğretir aslında… Çünkü onlar, bilgisayar, cep telefonu gibi aletleri kullanmayı öğrenmemişler de kendiliğinden biliyorlar sanki. Bir üstünlük gibi görmüyorlar ki öğretirken kalp kırsınlar.

Liverpool’daki kursu bitirenlerden bir hanım şöyle diyor: “İlk başta çok endişeliydim. Ortalıkta koşuşan çocukların gürültüsünden ürktüm; neredeyse içeri girmeden dönüyordum. İyi ki girmişim! Bu yaştakilerden asla beklemeyeceğim kadar anlayışlıydılar bize karşı… Şaşırdım! Artık telefon numaralarını kâğıt parçalarına not etmek yerine telefonuma kaydediyorum. Geçenlerde, bir de mesaj atarak yeğenimi şaşırttım!”

Çalışma hayatının büyük bir bölümünü giyim endüstrisinde geçirmiş 78 yaşında bir bey ise cep telefonu teknolojinin kafasını karıştırdığını söylüyor.

Bir başka kursiyer de diyor ki: “Bir grup gençle bir arada olmak çok hoştu. Bu yaştaki gençler hakkında düşüncelerim değişti mi? Evet, değişti. Onlara artık daha farklı bir gözle bakıyorum.”

Kursta öğretmenlik yapan gençlere (20 yaş altı) soruyorlar izlenimlerini…

“Daha önceleri, yaşlıların görmede ve ellerini kullanmada zorluk çektiklerini fark etmemişim. Doğru düğmeye basamamak ya da harfleri okuyamamak kötü bir şeydir herhalde. Biz de yaşlanınca böyle mi olacağız?” diyor biri.

Bir diğeri de: “Başlangıçta zor geldi, rahat değildim. Ama şimdi, cep telefonunun yaşlı insanlar için ne kadar gerekli olduğunu ve güvenli bir şekilde kullanmalarının önemini anladığım için bu çabaya değdiğini düşünüyorum.”

“Yaşlıların öğrenmeleri bize göre değişik… Bazıları, bir şeyi hatırlayabilmek için mutlaka yazıyor.”

Babama da bakıyorum, masanın üstünde, sağda solda daima küçük kâğıt parçaları bulunduruyor. Hemen kâğıda kaleme sarılıyor. Cep telefonuyla ilgili bir çalışma yapmıştık çok önce. Başarılı olamadığımı itiraf ediyorum! En iyisi, bu işi teknolojiyi oyuncak gibi kullananlara bırakmak, İngilizlerin yaptığı gibi.

Başka etkileri de ortaya çıkabilir toplumda… Yaşlıların biraz kuşkuyla baktıkları “zamane gençleri” ve “zamane oyuncakları” daha sevimli ve önemli görünür gözlerine… Öğrendikçe ilgileri tazelenir. Kendilerine gönüllü olarak zaman ayıran gençlerin yakınlığı da yepyeni bir sıcaklık katar gönüllerine… Ve gençler için de ailelerinden gördükleri koşulsuz sevgiden öte; bir işe yaramak, değer verilmek, güvenilmek gibi yeni duygular tattıran erken bir yaşam deneyimi olur. Karşılıklı önyargılar kaybolur.

02/10/2008

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir