Sakarya Sanat Evi’nin Öyküsü


 

Süleyman Gürsoy, 1942 yılında Erzurum’da doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Pulur Öğretmen Okulu’nda okudu. Liseyi, resim semineri olan Çapa Öğretmen Okulu’nda okuduktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’ne girdi; resim-iş bölümünü 1964 yılında bitirdi. Diyarbakır, İstanbul ve Adapazarı’nda öğretmenlik ve idareciliklerde bulundu.

Özel Sakarya Lisesi öğretmenlik ve idareciliğinden ayrıldıktan sonra, Sakarya Sanat Evi’ni kurdu. 1988-1999 yılları arasında yoğun bir sanat çalışması sürdürdü. O devreden tam 215 öğrencisi güzel sanatlar dalında çeşitli bölümlere girdiler ve hepsi şimdi iş hayatındalar… Hobi olarak atölyesinde resme başlayan kişilerden birçoğu resim çalışmalarını sürdürmekteler.

İki kızı var; küçük kızı da resim öğretmeni. Eşi Zuhal Hanım emekli İngilizce öğretmeni.

 

Süleyman Gürsoy’u bu şehirde sanata ilgi duyan herkes tanır. Emekli resim öğretmenidir. Güzel sanatlara hazırlık kursları, hobi grupları için resim kursları, resim sergileri hep onunla başlamıştır; Adapazarı’nda sanatı sevdiren, halka indirendir o.

Deprem Kültür Müzesi Galerisinde 1 Nisan’da açtığı serginin son üç günü; henüz gezmemiş olanlar kaçırmasın! Beyoğlu Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde bir sergi açmıştı bu kış…Çok değişik bir teknikle, ama hem modern hem de geleneksel yanımıza, hem gözümüze hem gönlümüze seslenen, tanıdık, bize ait resimler… Onun alçakgönüllü, özverili, aynı zamanda da çevresiyle ilgili, devrimci, dinamik yapısıyla örtüşen resimler…

IMG_1661

 

Deprem öncesinde Sakarya Sanat Evi’nin resim atölyesine devam ediyordum. Tanışıklığımız on seneyi geçti… Süleyman Bey, öğrencileri kendisi çalıştırdığı gibi, İstanbul’dan Ali Candaş, Veli Sapaz gibi değerli ressam, öğretim üyesi arkadaşlarını davet edip onlarla çalışma olanağı da sunardı. Doğada resim yapalım diye, minibüsüne doldurur bizi; dağ, bayır demez, asla üşenmez, nereye istersek götürürdü… Genç ruhludur; ortama canlılık verir, heyecan getirir… Açık sözlüdür, göründüğü gibidir… Büyük beklentileri yoktur, gerçekleştirebileceği şeyleri ister.

Sosyal etkinlikler yaşamının bir parçasıdır: Çalıştığı okullarda düzenlediği etkinlikler, sendikalarda, derneklerde üyelikler; Sakarya Atatürkçü Düşünce Derneği başkanlığı, CHP’de yönetim kurulu üyeliği…

Kendisi bütün bu koşuşturmanın içinde resim yapmaya zaman bulamazdı tabii… Ben öğretmenim, ressam değilim derdi. Şimdi soruyorum:

Ressam değildiniz de hangi ara, bütün aşamalardan geçip bu olağanüstü resimleri ürettiniz?

1999 Depreminde atölyem yıkılınca İstanbul’a taşındım. Bir yıl boşta kaldıktan sonra, Sakarya Sanat Evi’ni İstanbul Kozyatağı’nda yeniden açtım. Yeni atölyemde sergileme yerim olmadığı için orada sadece kurs veriyorum. Salı ve Perşembe günleri dersim var; onun dışında çalışıyorum…

O bir yıllık boşlukta, hep aklımda olan bir tekniği denemeye karar verdim. Sergideki resimler işte bu denemelerin ürünü… Bu benim üçüncü kişisel sergim.

 

Nasıl bir teknik bu?

Batik tekniğinin kâğıda ve tuvale uygulanmış hali. Özel bir kâğıt üzerine, suluboya, mürekkep ve pastel boyayla yapılmış resimler. Tuval üzerine akrilik kullandıklarım da var.  Beyaz çizgiler, beyaz lekeler ağırlıkta; esas teknik özelliği bu.

Çok zevk alarak çalışıyorum. Figüratif tarzı yeğliyorum. Bu anlayışta fotografik görüntülerden çok, çeşitli deformasyonları olan rahat bir ifadeye yer veriyorum. Oldukça serbest ve leke tesirli kompozisyonlara ağırlık veriyorum… Resmi oynar gibi, çocuk oyunu gibi yaparsan daha sanatsal oluyor. Rahat olacaksın… Fotoğrafa dönüştürdüğünüz zaman çıkamıyorsunuz işin içinden…

Çevremdeki her konu beni etkiliyor. Kimisi hayalden, kimisi fotoğraftan ama daha çok kendi çektiğim fotoğrafların kompozisyonlarını kullanıyorum…

 

Resimlerinize arkadaşlarınızın tepkisi nasıl oldu?

İstanbul’daki atölyeyi açtıktan sonra bir gün yaptıklarımın bir kısmını sermiştim. Üzerlerinde imza falan yoktu o zaman… Tesadüf Ali Candaş uğradı, girdi içeri, gördü, şaşırdı: “Bunlar kimin?”… “Bir arkadaş getirdi, bana göstermek için” dedim. Baktı, baktı, baktı… “Kim bu arkadaş yahu? Gayet güzel bunlar!” dedi. Ben güldüm öyle deyince, tabii hoşuma da gitti. Sen bunları çoğalt, sergi açalım, ben sana yer bulurum dedi. Derken başka görenler oldu; iki profesör arkadaş gördü onların da hoşuna gitti…

Sosyal yönünüz çok güçlü sizin. Deprem sonrası o boşluk dönemi olmasa belki de hiç sarılmayacaktınız resme. Ama sosyal yönünüz sayesindedir ki Adapazarı’nda insanlar resme yakınlaştı…

Ben Adapazarı’na geldiğimde (1969) sanat konusunda burada hiçbir faaliyet yoktu. Bir tek İş Bankası’nın resim koleksiyonu sergisi açılmıştı o zaman. Bir de, bir öğretmen Ticaret Odasının giriş holünde kendi resimlerini sergilemişti. Resim kursu da yoktu başka. Yüzden fazla sergi açtım ben, hepsinin kayıtları var!

IMG_1650Ünal Ozan belediye başkanıyken bir komisyon kurmuştu; benim galerideki sergilere de başka sergilere de o komisyon gidiyor, bir veya iki resim seçip satın alıyor, belediyenin duvarlarına asıyordu.

Gazi Eğitim’de okurken iki yıl sürekli folklor kolu başkanlığı yaptım. İstanbul Çapa’da bir Erzurum ekibi kurdum, okulun öğrencilerinden… Öğrenci federasyonunun çalışmalarına katılıyordum, ayrıca…

Ali Dilmen Lisesi’nde öğretmenliğim sırasında Cumartesi Pazar kurslar düzenliyordum. Halkoyunları ve resim kursları… Tamamen gönüllü olarak… Halk oyunlarında 115 kişiyle ekip çıkardım, 19 Mayıs’ta. “Halk Türküleri, Halkoyunları ve Halk Ozanı Yunus Emre” diye bir gece düzenlemiştim. Okulun tarihinde ilk defa olmuş böyle bir gece… Çok beğenildi. Daha sonra da tekrarladık.

Çok zevkli çalışmalarım oldu benim hayatta ve hala da oluyor…

Zuhal Hanım destekler mi?

O benim girişimlerimde çekimser kalmıştır ama başladıktan sonra destek olmuştur. İngilizce öğretmeni olarak çok iyidir. Yorma bu kadar kendini, yeter diyor bazen. Ama ben yorulmuyorum ki, zevk alıyorum. Mesela bu yaz Didim’de dört ay galeri işleteceğim.

Orada bizim yazlığımız var. Gezilecek yer çok, tarihi eserler çok, havası da iyi geliyor… Bir galeri var orada; ben bir suluboya sergisi açmıştım… Galerinin sahibi çok sanatsever bir insandır; rahatsızlık geçirdi, bırakmak zorunda kaldı… Adapazarı’nda galeri işlettiğimi biliyordu. Bana teklifte bulundular eşiyle birlikte. Düşündüm taşındım kabul ettim.  Oraya bir hizmet olur, bana güzel bir uğraş olur diye…

Yorulmak size yakışmıyor gerçekten de… Nice güzel uğraşlara…

 

13/04/2006

Bizim Sakarya Gazetesi

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir