Kayıkla Kağnının Mucizeler Yarattığı Belde: INEBOLU

10040015

İnebolu Küre’den 30km uzaklıkta. Öğretmenevi’nde kalacağız; yerlerimiz ayırtılmış. Sakarya Vali Muavini Suphi Olcay daha önce burada kaymakam olarak görev yapmış. O ve eşi Handan Hanım da geziye katılacaklardı, ama Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın şehrimizi ziyareti dolayısıyla Adapazarı’ndan ayrılamıyorlar.

“İnebolu, güneşin denizden doğup, yine denizden battığı tek ilçedir.”

Bu mevsimde değil tabii… Yine de bir parça yüzünü gösterebilirdi güneş; bu kadarını beklemiyorduk, doğrusu… Çantamın dibine mayolarımızı bile atmıştım, olur da pırıl pırıl bir güneş İnebolu’da denize davet eder diye.

“İnebolu kayıkla, kağnının mucizeler yarattığı beldedir”

Şehri gezmemiz rüzgâr ve yağmur tarafından engelleniyor. Ama meydanda bir kağnı ve bir kayık hemen dikkatimizi çekiyor. Anadolu direnişinin simgesi olan kağnı ve kayık…

Kurtuluş Savaşı sırasında gemilerle İnebolu limanına gelen sandık sandık silah ve cephane İnebolulu yiğit kayıkçılar sayesinde karaya taşınmış. Karadeniz’in İnebolu önlerinde daha da azgınlaşan dalgaları geminin kıyıya yaklaşmasını imkânsız kıldığından yüzlerce kayık, dalgalarla boğuşa boğuşa gemiye doğru ilerleyip sandıkları kıyıya taşımış. Oradan da kağnılarla cepheye iletilmiş.

İnebolu kayıkçıları, 9 Nisan 1924 tarihinde TBMM kararıyla “Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası” ile ödüllendirilmiş.

Kıyıyı döven dalgalar 5-6m var. Dahası, su zerrecikleri duman gibi yükseliyor. İnebolu kayıkçıları bu madalyayı hak etmiş!

Öğretmenevi sahilde. İçerisi sıcacık… Çok üşümüşüz, iyi geliyor. Akşam yemeğini de burada yiyoruz. Balığı mükemmel pişirmişler, salata da çok lezzetli. Neşe içinde geçen yemek boyunca sohbetimize, dışardan dalgaların gümbürtüsü eşlik ediyor.

Pazar sabahı kahvaltıda günün programını yapıyoruz. Hava düzelseydi şehri yürüyerek dolaşacaktık. Yağmur yağmaya devam ettiğinden aracımızla gezmeyi yeğliyoruz. Uzun sahil şeridi boyunca dizilmiş, Osmanlı mimarisini yansıtan aşıboyalı tipik İnebolu evleri… Küre Dağlarının eteklerinde, görkemli doğayla uyumlu hepsi…

Bırakalım Nazım Hikmet’in “İnebolu” şiiri anlatsın:

İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu,
Öyle yükselmişiz ki, sahilde İnebolu
İnce sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı.
Minareler bir çizgi, camiler nokta kaldı.

Evleri birbirine giren şehri içinde
Ufuklar genişledi önümüzde git gide;
Denizi kucaklayan iki açık kol oldu.
Rüzgar esti denizin suları yol yol oldu.
Yığılmıştı yollara yığınla yaprak;
Yaprakların üstünde sendeleyip kayarak
Dağın son kayasının dibine varabildik.
Bu tepede bu kaya mağrur bir baş gibi dik!
Çıkıp onun üstünden bakabilirsek eğer,
Güzel İç Anadolu görünecekti bize.
Bunu nakşetmek için bir anda kalbimize
Son adımı atmadan gözümüzü kapadık.
Gözümüz açılınca karşımızdaydı artık
Sisli vadileriyle rüyalı Anadolu.

Görüyorduk uzaktan dereye inen yolu;
Sağ yanında bir çayır, solda çam ağaçları.
O kadar yakın ki dağların yamaçları
Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış.

Kararımızı veriyoruz: İnebolu’ya baharda yeniden gelinecek!..

Dönüşte yine Kastamonu’da mola vereceğiz.

Yol boyunca yine doğaya hayran oluyor, bu arada kar örtüsü altındaki köyleri de kaçırmamaya çalışıyoruz.

Atatürk, 28.8.1925 günü İnebolu Türk Ocağı’nda Şapka Devrimi dolayısıyla yaptığı konuşmada:

“Bizim kılığımız uygar ve uluslararası mıdır? (Hayır sesleri)

Size katılıyorum. Deyimimi hoşgörünüz. Altı kaval üstü şişhane diye anlatılabilecek bir kılık, ne ulusaldır ve ne de uluslararasıdır. Öyleyse kılıksız bir ulus olur mu arkadaşlar? (Hayır, hayır, kesinlikle olamaz sesleri). Çok değerli bir taşı çamurla sıvayarak dünyanın gözüne göstermemekte anlam var mıdır? Ve bu çamurun içinde değerli taş gizlidir, ama anlayamıyorsunuz demek doğru mudur? Değerli taşı gösterebilmek için çamuru atmak çok gereklidir, doğaldır. Değerli taşın korunması için ona altından ya da platinden bir mahfaza yapmak gerekmez mi? Bu denli açık gerçek karşısında duraksamak olabilir mi?..” diyerek uygar olmanın gerektirdiği kılığı açıklamaya başlamış…

11/11/2006

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir