Eriten de biz, eriyen de…

Eriten de biz, eriyen de…

“Bugün öyle çok yoruldum ki. Hava da bir hayli sıcaktı. Kazı yerine gittim. Dünkü yapılan kazıdan bugün çokça tablet çıkacağı tahmin ediliyormuş. Bunu nasıl anlıyorlar bilmem! Ben de tahminleri bakalım doğru çıkacak mı diye merak ettim. Hakikaten birbiri ardınca tablet parçaları bulunmaya başlamaz mı! Kimisi üst üste, kimisi oraya buraya dağılmış olarak ortaya çıkıyordu. Bulundukları bina yıkılınca yine de un ufak olmamışlar. Onları, tozlar, kurumuş çamur yığınları, taşlar arasından çıkarmak öyle kolay olmuyor. Fırçalar, küçük çekiçler, malalar, bıçaklar kullanılarak büyük bir dikkatle çıkarılıyor. İşçilerden bazıları bu hususta uzman olmuş. Yine de kazı başkanı her ne olursa olsun onları yalnız bırakmıyor, hep yanlarında duruyor…”

Profesör Muazzez İlmiye Çığ, dünyaca ünlü Sümerolog. Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan on üç eseri yayımlanmış. Birçok ödül almış. Yukarıdaki bölüm onun, “İştar’ın Kaleminden Hititler ve Hattuşa” adlı eserinden alındı. Hititleri özellikle gençlere anlatabilmek için, arkeolog annesiyle Boğazköy kazılarına katılan İştar adlı 14 yaşında bir kızın güncesi biçiminde yazmış kitabı. Böylece daha kolay okunup anlaşılacağını düşünmüş. Kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle diyor: “Düşünün dört bin yıl önce yaşamış insanların elinden çıkmış olan yazıya bakıyorsunuz. Ne yazmışlar? Dört bin yıl az zaman mı? Bu heyecan vermez mi insana? İnsan bir şey buldukça daha çok heyecanlanıyor, heyecanlandıkça daha çok araştırıyor. Birbirini besliyor.”*

“Çağdaş uygarlığı anlayabilmek, kavrayabilmek, dünyadaki eski uygarlıkları, insanlığın ilk uygarlıklarını doğru tanıyabilmekle mümkündür”** diyen Atatürk,  Anadolu topraklarında doğmuş uygarlıkların, kültürlerin ortaya çıkarılmasına çok önem vermiş. Bu araştırmaları yapacak bilim adamlarının yetiştirilmesi için 1927-28 öğretim yılından başlayarak ABD ve Avrupa’ya temel bilimler ve meslek eğitimi için öğrenci gönderilmiş. Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulmuş. Büyük Önder adını da koyduğu bu bilim merkezine özel bir misyon yüklemiş: “Çağdaş bir topluma yakışan özgür düşünceli bireyler yetiştirerek, tarihimizin, dilimizin, kültürümüzün derinlemesine araştırılması…”

Atatürk’ün direktifiyle yurt dışına öğrenim için yollanan gençlerden biri de Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’dır. Arkeolojiye adanmış bir yaşamdır onun yaşamı.  Eski Anadolu topluluklarının kalıntılarının bizim kültür mirasımız olduğunu; bu kutsal emaneti korumamız, sevip saymamız gerektiğini söylüyor: “…Hititlerin Türk olmadıkları kuşkusuzdur. Ancak Anadolu’nun birçok yörelerinde katıksız diyebileceğimiz Hititler bugün bile yaşamaktadırlar. Bugünkü Türk ulusu, eski Anadolu’da yaşamış kavimlerle Türklerin kaynaşmasından ortaya çıkmıştır. Bir başka deyişle Türkiye Türkleri, canları ve kanları ile Anadoluludurlar.”***

Sabahattin Eyüboğlu da ‘Mavi ve Kara’da bunu anlatmak istiyor: “Fetheden de biziz artık, fethedilen de. Eriten de biziz, eriyen de. Biz bu toprakları yoğurmuşuz, bu topraklar da bizi. Onun için en eskiden en yeniye ne varsa yurdumuzda öz malımızdır bizim. Halkımızın tarihi Anadolu’nun tarihidir.”

Atatürk bir taraftan arkeolojik çalışmaları başlatmış, bir taraftan da uzman yetiştirilmesi için Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine Batı’dan öğretim elemanları getirtmiş.

Bizim bağımsızlık savaşımız Batı’ya karşı Batı kültüründen yararlanarak kazandığımız bir savaştır” diyor Sabahattin Eyüboğlu****. Batı kültürünün bize özgür ve bağımsız bir insanlık özlemini getirdiğini, kendimizden uzaklaştırmak şöyle dursun, kültürel değerlerimizin bilincine varmamızı sağladığını söylüyor. Batı kültürüne yönelişimize karşı çıkan aydınları kınıyor: “Bugüne dek bütün savaşlara kültürü, hakları ve halkları hor gören saldırganlar sebep olmadı mı? Bu saldırganları besleyen para gücü kültürü besler göründüğü zaman bile kültürün baş düşmanı olmuştur.”… “Gelin etmeyin, öfkemizi akıllıca kullanalım, Mustafa Kemal gibi. İnsanlığın, hakların ve halkların dostu olan kültürü, insanlığın, hakların ve halkların düşmanı olan emperyalizmle karıştırmayalım. Kısacası, emperyalizmle kültür sözlerini, aydınlarından ışık bekleyen insanların aklını bulandırmamak için bir araya getirmeyelim, sözde kültürlü birçok aydınımız emperyalizmin uşağı olsalar bile.”

Bugün bizi içten ve dıştan; gizli ve açık yıkma çabalarına rağmen hala ayakta tutan, geçmiş uygarlıkların imbiğinden süzülüp gelen bilinç birikimi olmalı… Bir de Atamızın ulusal bilinci oluşturma yolunda almış olduğu, sözünü ettiğimiz önlemler. Profesör Niyazi Berkes, tarihle bilinçli ve objektif bir bağ kurulması, Atatürk’ün bu yolu açmış olması tesadüf değildir diyor. “Bugün onu politikacılık aracı yapma yoluna gitmeyen yüzlerce bilgin, toprak altında ya da arşiv dosyalarında yatan belgeler üzerindeki sessiz çalışmalarıyla bu yolda yürümektedirler. Bu çalışmaların meyveleri bir gün toplanacaktır.”*****

* Çivi Çiviyi Söker/ Serhat Öztürk

** Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler/Afet İnan

*** Anadolu Uygarlıkları / Ekrem Akurgal_1977

**** Denemeler / S. Eyüboğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir