Ahmet Gezer’e bir Pazar günü Sapanca’nın Yanık Köyü’nde rastlıyoruz. Bir hurma ağacının tepesinde iki kişiler. Bizim de niyetimiz fotoğraf çekmek; bulutların oluşturduğu gri renkli fon üzerinde hurmalar çok göz alıcı duruyor. Dallar arasından görünen iki adamın ellerinde birer sepet var; hurma topluyorlar… İzin istiyoruz: “Tabii, çekin!” diyorlar. Aşağıya indiklerinde de sıcak davranıyorlar bize. Baba-oğul imişler.
İkisi de ince yapılı, çevik insanlar. Zayıf olunca yetmiş yaşında da ağaca çıkabiliyor insan. “Ben günde üç kilo meyve yerim” diyor baba.
Karşılıklı sorular soruluyor, ortak noktalar bulunuyor; sonunda Ahmet Gezer bizi atölyesine götürüyor. Yol kenarında yan yana iki ev… Biri eski: Dede evi. Ağabey çiçekçilikle uğraşıyor. Bahçe düzenlemesi de yapıyor.
Atölye, evlerden yeni olanın alt katında. Duvarları taş. Duvarlarda raflar var, raflarda da hiçbir yerde göremeyeceğiniz heykeller!
“Aslında burası tamamen bana ait bir yer, ama meyve zamanı olduğu için kenara topladım.”
Meyve kasaları; ayva, elma, hurma… mekanı doldurmuş.
Ahmet Gezer, ağaç köklerinden heykeller yapıyor. Bundan büyük bir zevk duyduğu her halinden belli.
Kökler kıvrım kıvrım ve araya sıkışmış kalmış iri bir de taş var çoğunda…
“Tamamen orijinal kök bu şimdi! Bunu ben mumluk olarak yaptım; üç tane mum koyabiliyorsunuz .”
Nasıl bakacağız buna?
“İyi tarafı, nereden bakarsanız bakın illa bir şey görüyorsunuz. Nasıl koyarsanız koyun bir anlam ifade eder.”
Gerçekten biz de bakıp bakıp, şu şuna benziyor, bu buna benziyor demeye başlıyoruz.
Ayakta dursunlar diye altlık koymuş bazılarına. Hepsine gerekmiyormuş, bazısı kendiliğinden duruyormuş.
Altını düzeltseniz nasıl olur?
“Bana göre, orijinalliği gidiyor altını düzlettiğim zaman.”
İşlenmemiş bir kök gösteriyor:
“Bunlar daha bitmemiş parçalar”diyor. Böyle çıkıyor toprağın altından; alıp getiriyorum.”
Bütün üzeri, araları yosun, toprak ve kılcal köklerle kaplı. Temizlemek için ne kadar uğraşmak gerekiyormuş meğer…
Neden bu kadar kıvrılmışlar acaba?
“Kökün önüne bir engel çıkıyor; taş mesela… İtemiyor taşı, büyümesi de lazım… N’apıyor? Etrafından dolaşıyor, taş da arasında kalmış oluyor.”
Güzel bir taş alıyorum elime gösteriyorum. Açıklıyor:
“Bu benim dereden aldığım bir taş. Ben buna vernik attım. Birisi geldi, ‘Ya, bu ne taşı?’ dedi.
Düşündüm, ne diyeyim?.. Dedim, ‘Stres taşı!’… Oynadım biraz elimde, ‘Benim şimdi stresim gitti, fark ediyorsunuz değil mi?’ dedim… Aksini ispat edemezler ki!”
Herhalde satıyorsunuz bunları.
“Tabii!..İstanbul’dan bir müşterim var; ‘Hiç sergilenmeden bana gönder’ diyor.”
Hepsini cilalıyor musunuz?
“Artık hepsini cilalamıyorum, çoğunu doğal bırakıyorum.”
Büyük bir kökün üstüne cam kestirmiş, olmuş sehpa! Bir evde de büyük bir parçayı şöminenin üstüne monte etmişler.
Bir de fırın yapmış kendine, kökleri fırınlamak için. Ekmek de pişiriyorlarmış.
…
“Fotoğraf çekmek istiyorsanız, çevrede çok güzel yerler var; size göstereyim” diyor.
Köyün sokaklarından geçiyoruz arabayla. Evler bitiyor, biraz daha ilerliyoruz. O da ne?! Bir taş ocağı ve dev kamyonlar!.. Yapmayın şunu işte!.. Üstelik burası SİT Alanı imiş! Dinamit patlatmaları heyelana yol açabiliyormuş; bir de bakıyormuşsun daha önce orada olmayan bir kaya, önünde duruyor.
“Bizim buralar cennet gibi!..” diyor. “Düzce Bolu tarafı da ayrı güzel… Şu gördüğünüz ağaçlar genellikle ıhlamur; baharda mis gibi kokar. Koku çok yoğun olduğu için, alışık olmayanları çarpar; baş ağrısı yapar.”
‘Müthiş bir yürüyüş parkuru’ varmış. Yukarı doğru gittikçe daha da zorlaşıyormuş. On iki tane şelale varmış başka bir parkurda… Bazen sabah ezanında kalkar, ta akşama kadar buralarda dolaşırmış dostumuz; dereler geçer, tepelere tırmanırmış. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazmış; doğada çok iyi hissedermiş kendini.
“Şunu yaptın mı, bunu yaptın mı diyen yok o zaman. Ne yapacağım burada kalsam?.. ya kahvede bilardo oynayacağım, dedikodu dinleyeceğim, ya bir yerlere gideceğim.”
İzmit’e tiyatroya giderlermiş arkadaşlarıyla. Her hafta Adapazarı’na gelirlermiş sinema için.
“Ne zaman gelirseniz ben buradayım. Canınız sıkıldı; akşam da gelin, nargile ikram ederim size. Canlı müzik de var. Bizim burada her şey var!”
15/12/2005
Bizim Sakarya Gazetesi