Eğitim bilimcisi Dr. İkram Çınar, kavramların önemini ne güzel açıklıyor şu sözleriyle:“İlköğretimle bireyde kavramlar oluşturulur. Kavramlarla, bireyin entelektüel ve akademik temelleri atılır. Birey, yaşamı boyunca oluşturduğu ve içlerini doldurduğu bu kavramlar aracılığıyla düşünür, araştırır, öğrenir. Kavramlar olmasaydı dış dünyadaki her olayı teker teker öğrenmek ve hatırlamak zorunda kalırdık. Örneğin, ‘ağaç’la ilgili bilgi vermek için şimdiye […]

İznik’in Sansarak Köyü… Arkadaşlar daha önce gelmişler bu köye. Çok fotoğraf çekmişler. Çocukları anlata anlata bitiremiyorlar. Bir de yoksulluğu… Yolların çamurunu… Parke döşenmiş bulduk köyü, neyse… Çocuklar sarıyor çevremizi iner inmez. Fotoğraf çekmeye gelen çok; alışıklar. Bizimkiler geçen gelişlerinde akıl edememişler, bu sefer küçük armağanlar var yanımızda çocukları sevindirecek. Hele bir arkadaşımız antenli taçlar almış […]

Cumartesi günü filateli sergimiz açılıyor. Adapazarı yirmi dört yıl sonra yeniden pullarla, birbirinden güzel koleksiyonlarla buluşacak. Biz yaşlarda kiminle konuşsam, öğreniyorum ki bir zamanlar pul biriktirmiş. O zamanlar henüz internet iletişimine yabancıydık ve biriktirmesek de pulun günlük yaşamda bir yeri vardı. Mektuplaşırdık! Mektup okunduktan sonra yırtılıp atılmazdı. Sonsuza kadar saklanacak gözüyle bakılırdı. Kıyılır mıydı hiç? […]

Küçükken nasıl da özgürce at koştururdum düşlerimin o uçsuz bucaksız dünyasında. Gözükara değilse bile gözüpek biri olurdum. Örneğin yangın çıkmış bir eve dalıp birini, binbir güçlükle kurtarır, yakınlarını sevince boğar, onların sevincini ta içimde duyardım. Ama illa, o konuda bilgili olurdum. Ötekiler gibi kalabalık etmez, bilgimi kullanırdım. Düşlerimin ortak özelliği, sonunda insanların yoğun bir kaygıdan, […]

  İki gün sonra 8 Mart Dünya Kadınlar Günü… Bu hafta boyunca etkinlikler düzenleniyor bütün dünyada. Bizde de tabii… Bir şeyler yazmalı mı yazmamalı mı derken; tamamen yapay sorunlar üretip ülkenin gündemini, kadının özgürleşmesi adı altında türban takıntısına kilitleyenlere kızgınlığım depreşti. Cumhuriyetimizin, tüm ulusu çağdaş hukukun, bilimin ışığına kavuşturan, özellikle kadını toplum yaşamında var eden […]

Her şeyimize göz diktiniz. Bizi çevreleyen tüm nimetlere… Yardımlaşarak, paylaşarak, aramızdaki farklılıkları hazmederek barış ve huzur içinde yaşayabilme becerimizi kıskandınız. Bölüp ayrıştırma taktiklerini sessiz ve derinden yürütürken galiba artık sabrınız taştı şu bizim sabrımız karşısında… Siz iyisi mi bizim yakamızı bırakın!.. Bu Türk Milleti var ya, ne yapacağı belli olmaz hiç; kendine özgü, tuhaf bir […]

23 Şubat 2006 tarihli söyleşimizde Adapazarlı filatelist Erdoğan Şen, “… Gerçekleştirebilir miyiz bilmiyorum. Bu yıl 21 Haziran, Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 85. yılı. Kişisel sergi düşünüyordum, onun için de hazırlık yapmaya başlamıştım. Federasyon eskiden, sergi için dernek olarak başvurduğumuzda istediğimiz her şeyi sağlıyordu. Şimdi dernek yok, federasyonun da etkinliği azaldı… Bu işlerde organizasyon çok önemli… […]

Şu günlerde İngiliz basını da türbanı tartışıyor, biliyor musunuz? Londra’da geçtiğimiz Kasım ayında açılan bir davada, davacı 19 yaşında bir başörtüsü mağduru. Kızın adı, Bushra Noah… ‘Büşra’nın İngilizcesi olmalı. Londra’da doğup büyümüş. Kuaförlük okumuş… Müslüman ve başörtülü… Londra’nın batısında şık bir caddede bulunan bir kuaför salonuna, gazete ilanından görerek iş başvurusu yapıyor. Hem de çılgın […]

“Atatürkçülük Nedir?” Bu kitabın, 1973 yılında Varlık Yayınları’ndan çıkan dördüncü baskısında, Ordinaryüs Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’ya ayrılan bölümü yeniden okuyorum. “Üniversitelerimizde türban serbest bırakılsın mı?” tartışmalarını dinlemekten, okumaktan usandığımız şu günlerde, değerli hukukçumuzun satırlarına sığınıyorum. Yazısına “Gerçek Atatürkçülük” başlığını koymasından, sahtesinin çok eskilere dayandığı anlaşılıyor: “… Para ve sanat eserleri başta olmak üzere, maddi […]

Televizyon görsellik avantajını kullanarak doğru bilginin yayılmasını sağlabilseydi, bugün belki de azgelişmiş ülke diye bir olgu kalmazdı yeryüzünde. Ama ne yaptılar? İnsanları kobay yerine koydular. Nasıl kolayca yönlendirildiğini, uyutulduğunu görüp sevindiler. Bu ‘kitle ikna silahı’nı, gittikçe dozunu artırarak uyuşturucu gibi kullandılar. Önce sersemletip sonra istediklerini yaptırdılar. Bir bakıma, altın yumurtlayan tavuğu kendi elleriyle yarattılar. Amerikan […]